in

ALLAH BİZİ GÖRDÜ

ALLAH BİZİ GÖRDÜ

Ramazan ayıydı. Annemin yaptığı un kavurmalı ketenin buram buram kokusu tüm evi sarmıştı. Beni de uyandıran o mis koku olmuştu. Uyandığımda tüm aile sofranın etrafına oturmuş sahurlarını yapıyor, sohbet ediyorlardı. Sofranın bir kenarına oturdum, yemek yemeye başladım. Beni fark etmediler. Pür dikkat babamın bitmek bilmeyen hikayelerini dinliyorlardı. Annemin şen kahkalarına karıştırdıkları çaylarının kaşık sesleri eşlik ederdi. O sesler tüm evde yankılanırdı, özellikle annem ne de güzel gülerdi. Tüm aile üyelerine abimin çayını yudumlarken yakalandım.  Hepsi birden bana bakıyordu niye uyandın dercesine. Çay bardağı elimde birden ayaklandım birazının yere dökülmesine aldırış etmeden, tüm inadımla oruç tutmak istediğimi söyledim. O zamandan inadım inattı. Doğruyu söylemek gerekirse benimle baş etmeleri zordu. Yaşım küçük olduğu için oruç tutmama izin vermiyorlardı ama bu sefer nasıl olduysa tekne orucu tutmama izin verdiler. Yani sadece bir öğün yemeyecektim. Nasılda mutluydum. Nar gibi kızarmış keteyle birlikte yemeğimi yedim, davul gibi şişmiş karnımla ertesi gün arkadaşım Sümüklü Zeynep’e oruçlu olduğum için atacağım havayı düşünerek uyuyakaldım. Zeynep en sevdiğim arkadaşımdı. Uzun sarı saçları urgan gibiydi hep iki örük yapardı, yeşil gözlü, hafif kilolu bir kızdı. Mahallede ki tüm çocuklar ona Sümüklü Zeynep derdi, burnu hep akardı.

Mahallemizden arada bir çerçici geçerdi. Çerçici o kadar güzel şeyler satardı ki. Kırık leblebi, keçi boynuzu, iğde, rengarenk boncuklar, onları örmek için ip, iğne, tığ… Bunları alabilmek için eğer paramız yoksa para yerine çerçiciye plastik eşyalar veya yünden yapılmış çorap, kazak verirdik. Özellikle kırık leblebi ve keçiboynuzuna bayılırdım. Ağzımızın suyu akardı. O sabah da çerçicinin sesini duydum. Hemen somyanın altında ki sepetin içinden babamın yün çorabını, kapının arkasından patlamış plastik topumu ve kapının önünden de annemin çok sevdiği kırmızı terliklerini saklıca alıp çerçiciye koştum. Nefes nefese elimdekileri satıcıya uzattım önce şöyle bir yüzüme baktı sonra elindekilerini evirdi çevirdi yanında duran kutunun içine atıverdi. Gazete kâğıdını külah şekline getirip birinin içine kırık leblebi diğerinin içine de keçiboynuzlarını koyup bana verdi. Öyle çok geldi ki gözüme sevinçten havalara uçtum. İki elimde dolu eve gidemezdim anneme ne diyecektim? Parayı nerden buldun da aldın demeyecek miydi? Ben de Sümüklü Zeynep’in yanına gittim aldıklarımı gösterdim hadi bunları yiyelim ama ben oruçluyum dedim. Güya oruçluyum diye de kıza hava atacaktım. Sümüklü Zeynep de madem oruçlusun gel bizim bahçedeki samanlığa gidelim orada Allah bizi görmez dedi.

Samanlık, tavanında küçük bir açıklığın olduğu betondan yapılmış bir odaydı. O açıklığa merdivenle çıktık, içeriye samanların üzerine atladık. Bir güzel elimizdekileri yiyip bitirdik. Sıra geldi dışarıya çıkmaya. Zeynep’in boyu uzundu samanlarda yüksekti bir zıplayışta dışarıya çıkabildi. Ama o zıpladıkça samanlar kaydı ben biraz daha aşağıya inmiş oldum zaten boyumda kısaydı. Her çırpınışımda samanlar daha da kaydı. Ortalık toz bulutu haline geldi, nefes almakta da zorlanmaya başladım. Zeynep’in eline tutmak için uzanıyordum ama boyum yetmiyordu iyice aşağıya kayıyordum. Bir yandan Allah bizi gördü diyor bir yandan da ağlıyordum. Zeynep sana yardım getireceğim deyip gitti. İyice korkmaya başladım. Ya gelmezse! Ya beni burada unuturlarsa! Ya hep burada kalırsam… Tüm bu düşüncelerden Zeynep’in ağabeylerinin bağırma sesleriyle sıyrıldım. O kadar çok kızıyorlardı ki acaba buradan hiç çıkmasam mı diye de düşündüm. Sanki dışarıda beni daha büyük tehlikeler bekliyordu. Ağabeylerinden bir tanesi samanlığa atladı beni kucağına alıp yukarıya kaldırdı diğer ağabeyi de beni dışarıya çekti. Tabi ben de bağırmalardan nasibimi fazlasıyla aldım. Çıkar çıkmaz Zeynep’le birbirimize sarılıp diğerlerinin hiçbir şeyden haberi olmaksızın şaşkın bakışlarıyla Allah bizi gördü diye ağlamaya devam ettik.

O gün eve geldiğimde perişan haldeydim. Ağlamaktan gözlerim kızarıp şişmiş, çırpınmaktan da kollarım bacaklarım tutmaz olmuştu. Saat henüz erken olmasına rağmen kimseyle konuşmadan direk yatağıma yattım, yorganı da kafama çektim. Halimi gören ev ahalisi de hiç ses etmedi. Tekrar sahura kalkıldığında beni çağırırlar korkusuyla kafamı bile çıkaramadım. O benim ilk ve son tekne orucum olmuştu.

Annem de yıllarca terliklerinin akıbetini merak etti durdu. Bu arada aramızda kalsın hala daha terliklerini köpekler aldı sanıyor.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Yorum

BİLİNÇALTI YÖNETİLEBİLİR

DOĞU’YA SÜRGÜN