in

ANİ HABER

ANİ HABER

Merhaba Ceren, bu defa sana beklemediğin bir haberim olacak. Ben de bu haberi akşam yemeğinde öğrendim ve hemen sana yazmaya karar verdim. Bu arada yazı yazmayı sevdiğimi biliyorsun ancak yazıyı çok uzatmamak için ablam ve abilerimden bahsederken sadece isimlerini kullanacağımı bilmeni isterim.

Bugün babam eve her zamankinden daha geç geldi. Onu beklerken çok acıktığımız için hemen masaya geçtik. Hatta Abdullah, babam gelmeden önce mutfağa girip “babamın gelmesine ne kadar kaldı?” diye anneme sorarken gözü masadaki kurabiye tabağına ilişmişti. Yüzündeki hafif gülümseme gözümden kaçmamıştı, kurabiyeler kesinlikle iştahını kabartmıştı. Daha sonra annemin cevap vermesini beklemeden buzdolabına yönelip buzdolabının kapısını tuttu işte tam o sırada sırtımı dolabın kapısına dayayıp açmasını engelledim. “Limonata yemekten sonra hep beraber içilecek unuttun mu?” dedim. Ne yapmak istediğini anladığım için yüzü asıldı ama hemen sonra umursamaz bir tavırla: “süt, kurabiye ile oldukça uyumlu olabilir” dedi. Böylece limonata yerine süte razı olduğu anlaşılıyordu ama yine de kapının önünden ayrılmadım. İştahının kapanmasını istemediğim gibi kurabiyelerin atıştırma saatine kadar eksilmesi hiç hoşuma gitmezdi. Neyse ki Abdullah pes edip dolabın önünden ayrıldı.

O sırada kapı zili çaldı ve üçüzler adeta yarışırcasına kapıya doğru koşarken, Zeynep yine sona kaldı. Her zil çaldığında Mahmut ile Abdullah kapıya ilk kimin ulaşacağını tahmin etmeye çalışıyorlar. Biri “Ahmet” diğeri “Ali” diyor sonrada bu rekabeti izleyip “Ben bildim” diye birbirlerine nispet yapıyorlardı. Nasılsa sonuncu belli olduğundan geriye iki seçenek kalıyordu. Tabi Zeynep’in de ilk sırayı aldığı olmuştu ama bunu sana başka zaman yazacağım. Yoksa esas konuya hiç giremeyeceğim.

 Babam yemek sırasında eve neden geç geldiğini anlattı. İş çıkışı Almancı Hüseyin amcanın oğlu Mustafa Ağabey’le çay bahçesinde görüşmüş. Mustafa ağabeyler buradaki evlerini satmaya karar vermişler. Kendi şehirde oturduğu için her hafta gelip senede en fazla iki hafta zaman geçirilen evin bakımıyla ilgilenmek, bahçesini sulamak çok vaktini aldığından kendi işlerine yeterince zaman ayırmasına engel oluyormuş. Hem Hüseyin Amca ile Mediha Teyze iyiden iyiye yaşlandıklarından şehirde çocuklarına yakın bir evde oturmaları daha uygun olurmuş. Bu yaz temelli dönüş yapacak olan yaşlı çiftin diğer çocukları Almanya’ya yerleşmişler. Anlayacağın büyük heyecanla yaptırdıkları evlerinde doya doya oturmak nasiplerinde yokmuş. Bu sebepten Mustafa Ağabey babama evin anahtarını teslim etmek istemiş, böylece eve alıcı çıktığında her defasında evi göstermek için şehirden kalkıp buraya gelmesine gerek kalmayacakmış.

Babam, evi bizim satın alabileceğimizi, uzun zamandır ailemiz için uygun bir yer aradığımızı anlatmış. Mustafa abi de bu habere memnun olup, kıymetli evlerinin hiç değilse tanıdığa satılacağına sevinmiş. Uzun süre önce annemle babam arasında daha büyük bir ev ihtiyacının bahsi geçtiğini anımsıyordum. Ancak daha sonra bu konuyu konuştuklarına hiç şahit olmadım en azından benim yanımda konuşmamışlardı. Açıkçası gündemimizde hiç olmayan bir konu gökten düşer gibi masanın ortasına düşmüş, konuşulan tek konu olmuştu.

İlk tepki annemden geldi. Evin en küçükleri olan üçüzleri daha geniş bir evde karşılamayı ne çok istemişti. “Kısmete bak hiç aklıma gelmezdi Hüseyin amcaların evi satacağı. Bizim için ne iyi olur müstakil bir ev. Hem geniş hem bahçeli çocuklara sürekli ‘gürültü yapmayın komşular rahatsız olacak’ dememe de gerek kalmaz evin içinde daha rahat hareket ederler. Mediha Teyzeler de ne zaman isterlerse buyursunlar gelsinler misafirimiz olurlar, biz de onların birer evladı sayılırız” dedi. Babam: “Tabi Hanım ne demek başımızla beraber” dedi. Bu habere yüzü gülmeyen tek kişi evin en büyük çocuğu olan Süeda: “Bari ben lise sonuncu sınıfa girmeden taşınsaydık ta kendi odamda rahatça üniversite sınavına çalışabilseydim” diye söylendi. Annem: “çok emek harcadın Süeda gayretinin karşılığını alacağına inanıyoruz” dedi.

 Mahmut: “Baba ev kaç odalı?” diye sordu. Babam: “Beş oda ve bir salon yani ancak üç odayı sizin için ayırabiliriz.” Bunun üzerine Mahmut Süeda’ya dönüp: “Boşuna üzülmüşsün bu şartlarda sana özel bir oda olması pek mümkün olmazdı”. Süeda tam karşılık vermek için ağzını açmışken, babam araya girdi: “Süeda ile Nihal bir odada, Mahmut ile Abdullah bir odada ve son olarak üçüzler bir odada kalır diye düşündüm,” dedi ve tartışmayı başlamadan bitirmiş oldu. Mahmut araya girip “Ablam üniversiteye giderse Nihal odada tek kalacak bu haksızlık olur ben evin ikinci büyük çocuğuyum ben tek kalmalıyım” dedi. Bu defa annem: “Bunları konuşmak için bence çok erken, hem ablanızın üniversiteye gitmesi demek temelli evden ayrılacağı anlamına gelmez. Ayrıca Zeynep’i unutuyorsunuz biraz daha büyüdüğü zaman afacan iki erkek kardeşle aynı odayı paylaşmaktansa bir kız kardeşle oda arkadaşı olması daha doğru olacak. Şimdilik bu konu ertelendi,” diyerek konuyu kapattı. Abdullah mutlu bir şekilde “O evin çok güzel bir top sahası var bence de taşınmalıyız,” dedi. Abdullah evden çok bahçesi ile ilgilendiğinden sohbete pek dâhil olmuyor odayı kiminle paylaşacağını umursamıyordu. Hatta izin verseler evin bahçesindeki top sahasında bir çadırda bile yaşayabilirdi.  Bu arada üçüzler yemeklerini bitirip etrafta “yeni ev, yeni ev” diyerek koşuşturmaya başlamışlardı.

Ben daha çok sohbeti dinliyor, sonuçla ilgileniyordum. Kendime ait bir odam olması beni mutlu edebilirdi ama odayı paylaşacağım arada sohbet edip güzel zaman geçirebileceğim bir kardeş fikri hiç de fena değildi. Bunun Süeda ya da Zeynep ile ne kadar mümkün olacağını zamanla göreceğim. Sadece bir anda doğup büyüdüğüm bu evden ve binadaki komşulardan ayrılma düşüncesi biraz garip gelmişti. İşin aslı başka bir şehre hatta başka bir mahalleye taşınmayacağımız için komşulardan ayrılmış sayılmayacaktık bu da taşınmanın bir başka güzel yanıydı.

Şimdi gidip bir bardak benim için bir bardak da senin için annemin yaptığı limonatadan içeyim.

Hilal DOĞRU

Yazar Hilal DOĞRU

Hilal DOĞRU , Hataylıdır. Evli , dört çocuk annesi bir ev hanımıdır. Önlisans İlahiyat mezunudur. "Faris'in Kozası", "Bozuk Para" ve "Garip Gezegen Suhan" adında yayınlanmış üç tane çocuk kitabı vardır. "Edebiyat Matinesi" adlı derleme kitapta bir deneme yazısı bulunmaktadır. Ayrıca basım aşamasında olan derleme bir kitapta bir adet çocuk hikayesi vardır.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

OĞLAN BİZİM KIZ BİZİM YA BORCU?

AŞEKA’NIN İMPARATORLUĞU