in

AVLANMAK VE UNUTULMAK

Aylar oldu, kendimle yüzleşmekten kaçıyorum. Bir satır bile yazmak zor geliyor. İçimde biriken çöpleri atmak istemiyorum.

AVLANMAK VE UNUTULMAK

Aylar oldu, kendimle yüzleşmekten kaçıyorum. Bir satır bile yazmak zor geliyor. İçimde biriken çöpleri atmak istemiyorum. Onlardan hoşnut da değilim. Görmezden gelirsem daha iyi olacak. Hayır, hiç de öyle olmuyormuş. Yazmadan ruhumu hastalandıran şeylerden kurtulmam mümkün değilmiş. Çünkü biriken çöpü kapının dışına atmazsan evin kokmaya başlar. Çöpün kokusundan evde yaşayamaz hale gelirsin. Her fırsatta evden kaçarsın, uzaklaşman gerekir. Evde kalır ve o kokuya alışırsan artık onları kapı dışarı etmene de gerek kalmaz.

Çöplerinle yaşarsın. Hastalanırsın; ama iyileşmek için hiçbir şey yapmazsın. Zehirlenirsin ama içinden söküp atmazsın; çünkü insan içindeki zehri kusarken acı çekeceğini bilir ama içinde bir zehirle yaşamak, yaşam mıdır? Evet, biraz durup kendimi dinleme fırsatı buldum. Hani şu ‘acı olan gerçekleri sadece dostun söyler,’ diye düşünerek kendime dost oldum bu tatilde. Kabul etmek istemediğim ne varsa bir bir söyledim. Bunları söylerken yüzümü güneşe döndüm. Daha önce söylendiği gibi ‘yüzünü güneşe dönersen tüm gölgeler arkanda kalır.’ Güneş aydınlatınca bütün gerçekler görünür. Hep bir beklenti içinde tek taraflıdır sevmelerin ve sana sahip olmak isteyenlerden oluşur geçmişin. Hala unutulmayan sen değilsin, sadece verdiklerin hatırlanır. Sen de ruhunun isteklerini değil benliğinden taşanları özlersin ve budur seni cezbeden. Ancak aniden bir ses duyulur, gürültülü bir ses… Sana bunların tümünün yalan olduğunu haykıran bir ses…

Bugün mutlu ettiğin için seninle olanlar, yarın seni unutacak. Artık onları sevindiremez hale geldiğinde yanında kim kalacak? Bu sebeple ruhun seni üzmek istemiyor, aksine düşeceğin uçurumdan seni kurtarmak istiyor. İşte tam da bu kurtuluşa hizmet etmek için adım attığımı bilmeden karşıma çıkıveren bir kitabı okudum. Bu kitap Aziz Augustinus’un “İtiraflarım” adlı kitabıydı. Çok yavaşça, sindire sindire kitabı okumaya başladım. Augustinus’un kitapta yapmış olduğu itiraflarla her şeyi apaçık ortaya dökmesine ne çok ihtiyacım vardı. Hayat suyundan içmiştim sanki. Çünkü onun itiraflarını okuduğum an ben de kendime itiraf ediyordum ve o zamanki ruh halimde muhteşem etkiler yarattı. Sanki bomba patladı, ben bir savaşın ortasında kaldım. Etrafımda her şey kırılıp dökülüyordu ama ben ölmüyordum, aksine daha derin nefes almaya başlıyordum. Şimdiki ruh halimle o kitabı tekrar okursam bende gerçekleşmeye başlayan değişimin bir armağan olduğunu çoktan görmüş olacağım. Bu armağan, beni seçti ama hiçbir şey bitmedi, hatta yeni başladı, diyebilirim. İnsanın tutkularından vazgeçmesi, avladığı balıkları tekrar denize atmaya benziyor. Sen o balıkları yemeden aç kalacağını düşünürken, onları özgür bırakmaya başlıyorsun. Sen o balıkları tuttuğun için dünyanın seni beğeneceğini bilirken, bütün bu ilgiye sırtını dönüyorsun. Öyleyse artık bu dünyanın sevmediği kişisin; çünkü dünyanın çıkarlarına hizmet etmekten vazgeçtin. Bu yüzden vazgeçtiklerin senden uzaklaşıp, evet senin verebileceğin sevgiden uzaklaşıp geniş yollarda yürüyor. Onlar geniş sokakların geniş insanlarıyla gönül eğliyor. Sen de gönül gözünle olanları seyrediyorsun. Oysa çok eskiden tuttuğum balıkları görenler de var. Onları denize attığımı kabul etmek istemeyenler… Hala balık tutmanı bekleyenler…

Artık kararlı bir tutumla kovamı ve oltamı da yok etmeliyim. Eski yaşantımı geri isteyenler tarafından unutulmalıyım. Zaten hatırlanan da ben değilim. Bana ait görünen her şey insanları kandırıyor. Benliğimizden kopan isteklerin ruhumuzdan kaynaklandığını sanarak kandırılıyoruz. Yarın ölecekmiş gibi sevmeyi öğrenelim, işte o zaman kurtuluruz!

Süzan PIRNALYAN

Yazar Süzan PIRNALYAN

Süzan Pırnalyan, 25 Ekim 1995, İstanbul doğumludur. İstanbul Üniversitesi- Üstün Zekalılar Öğretmenliği lisans bölümünden 2017’de mezun olmuştur. Özel bir okulda sınıf öğretmenliği yapmaktadır. 15 yaşındayken içindeki yazma tutkusunu keşfetmiş ve özellikle üniversite yıllarından itibaren şiir ve deneme türlerinde yazmaya başlamıştır. 2014 yılından itibaren belli aralıklarla yazmış olduğu yazıların bir kısmı kucukbiryanki.blogspot.com adresinde bulunmaktadır. Blog’un tanıtımını ise @kucukbiryanki instagram hesabından yapmaktadır. Kendisini hayata bağlayan ve heyecanlandıran kaynağın sanat olduğuna inanmaktadır. Okumaktan, araştırmaktan ve üretmekten büyük zevk almaktadır.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

KEKEMELER İÇİN ÖNERİLER

HAYATI HİSSET