in

EL YAPIMI OLTA

EL YAPIMI OLTA

O sabah çok heyecanlıydım. Babam balık avlama sezonun açıldığını söyleyeli neredeyse iki hafta olmuştu ve o gün dere kenarına semaverde çay içmeye gidecektik.

Kahvaltı için ekmek almaya giden Abdullah, dönüş yolunda Salih’i görmüş ona balık tutmaya gideceğimizden bahsetmiş. Salih daha önce hiç balık tutmamış. Abdullah’ın anlattıklarını dinleyince çok heyecanlanmış birden “Biz de sizinle gelsek ya,” deyivermiş. Abdullah da “Tabi gelin,” demiş. Salih bu cevaba çok sevinmiş. “Saat kaçta gideceksiniz?” diye sormayı bile unutup koşarak dede evine gitmiş.

 Babam Abdullah’ı dinledikten sonra “Bence de iyi olur, kahvaltıdan sonra Salih’in babasını arar bir de ben haberdar ederim,” dedi. Benim için Salihlerin gelip gelmemesinin pek bir önemi yoktu. Ne de olsa benim yaşlarımda bir ablası yoktu, gerçi Salih’in hiç kardeşi yoktu. Salih de Abdullah’ı çok sever, yaşıtı gibi görür ondan küçük olmasına rağmen sürekli peşinde dolaşır, bana bir zararı olmazdı.

Gidiş zamanı olarak ikindi namazını kılıp o şekilde çıkmaya karar verilmişti. Hem gündüz işleri aksamamış hem de güneşin batımını keyifle izlemiş olacaktık. Babam arkadaşları ile balık avlamaya gittiğinde gün ağarmadan gider öğlene doğru gelirdi. Şimdi ise büyükler çay içip sohbet etmeye çocuklarsa olta ile teselli olup balık tutmaya gidecekti.

Tam zamanında Salih ve ailesi bizim evin önüne geldiler. Arabalara binip on beş dakikalık bir yolculuktan sonra güneşin batımını çok iyi görebileceğimiz güzel bir yer bulup örtümüzü serdik. O anki halimizi görmen gerekirdi Ceren. Babalar çayın gün batımından önce hazır olsun diye semaveri yakmak için uğraşıyor, anneler evden getirdikleri yiyecekleri tabaklara pay ediyor, çocuklar balık avlamak için kendilerince uğraşıyorlardı. Bence işin en zor kısmı yaşlılarındı. Çocukların bitmeyen soruları ve sonu gelmez istekleri karşısında meşgul olan anne babaların yerine bu görev onlara kalmıştı. 

Geçen yıl beraber aldığımız misinama evden getirdiğim bir parça ekmeği ıslatıp, küçük bir top haline getirip, ucuna taktım sonra da uygun bir yerden suya fırlattım. Sakin sakin balıkların yeme gelip avlanacağını düşünürken çocukların suya girip çıkmaları, sözüm ona suda taş sektirmek niyetiyle ellerine geçen yassı tüm taşları dereye fırlatmaları balıkları ürkütüp kaçırmaktan başka bir işe yaramadı. Yine de misinayı toplamak yerine bir umutla olduğu yerde bırakmaya karar verdim. Martıları izledim ne güzel süzülüyorlardı gökyüzünde. Balık tutamasam da sorun olmazdı zaten şimdiye kadar sadece bir balık misinama gelmişti o da geçen yıldı. Ben balık tutmak için çabalamayı seviyordum. Sonra oyun oynadım diğer çocuklarla.

Buharı tüten çaylar bardaklara doldurulmaya başlanmış, sohbetler ediliyordu. Salih tahmin ettiğim gibi Abdullah’ın peşinden ayrılmıyor. Onu kendine örnek alıyordu. Dedesinin evindeki malzemelerle yaptığı oltasını arada kontrol etmek için oltayı topluyor sonra da gerisin geri suya fırlatıyordu. Üçüzler henüz olta ve misina kullanmalarına izin verilmediği için kendilerince yöntemler geliştirip balık tutmaya çalışıyorlardı. Soğan filesi mi dersin, yoğurt kovası mı dersin neyse canım onlarda hayatı kenardan izlemiyor içine girip yaşıyorlardı sonuçta. Bu arada üstlerinin kaç defa ıslanıp değiştiğini ancak annem hatırlıyordur.

Gün yerini geceye bırakıyor olsa da kimsenin aklına eve gitmek gelmiyordu. Hava hafiften serinlemiş suda oynayan çocuklar yorulup annelerinin yamacına gelip sokulmuşlardı. Akşam namazlarını da kıldıklarından kimsenin “vakit geçiyor gidelim” dediği de yoktu. Nihayet semaverdeki çayda bitince kalkmaya karar verdiler. Bana kalsa orada sabaha kadar kalabilirdim. O kadar koşturmacadan sonra akan suyun sesi ninni, yere serdiğimiz örtü kuş tüyü yatak gibiydi. Hatta Zeynep ile Ali uyumuş Ahmet uyumak için mızmızlanıyordu.

Ertesi gün Salihler sabah erkenden evlerine gitmek için yola çıkacaklardı. Kasabayı çok seviyor dede evinde sürekli kalmak istiyordu ama babasının işinden dolayı dönmeleri gerekiyordu. Elinde kendi yaptığı olta ile Abdullah’a bakıp “ Bu oltanın senin olmasını istiyorum. Biz yarın gideceğiz orada balık tutabileceğim bir yer yok. Ama sen diğer oltanla beraber bunu da kullanabilirsin. Eğer balık tutarsan çok sevinirim,” dedi.  Abdullah hiç beklemediği bu hediye karşısında bir an durdu sonra “Peki Salih teşekkür ederim bu olta için sen gelince tekrar balık tutmaya geliriz ve sen de bu oltayı kullanırsın,” dedi. Günün en güzel anı bence bu konuşmanın geçtiği zamandı. Biliyor musun Ceren bazen çok kardeş olmanın yorucu olabildiğini düşünüyorum ama tek kardeş olmanın yalnızlığındansa kalabalığın gürültüsünü yeğliyorum.

Hilal DOĞRU

Yazar Hilal DOĞRU

Hilal DOĞRU , Hataylıdır. Evli , dört çocuk annesi bir ev hanımıdır. Önlisans İlahiyat mezunudur. "Faris'in Kozası", "Bozuk Para" ve "Garip Gezegen Suhan" adında yayınlanmış üç tane çocuk kitabı vardır. "Edebiyat Matinesi" adlı derleme kitapta bir deneme yazısı bulunmaktadır. Ayrıca basım aşamasında olan derleme bir kitapta bir adet çocuk hikayesi vardır.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR

BİLİNEN NESNELERİN BİLİNMEYEN DÜNYASI-2