in

HERKES ŞARKI SÖYLEMELİ

HERKES ŞARKI SÖYLEMELİ

Gecenin epey ilerlemiş bir saatindeyiz. Kıyıdan denizin ortasına giderek koyulaşan bir karanlıkta oturuyoruz iki arkadaş, henüz yirmilerinde iki genç insan. İskelenin kumlu ve günden kalan nemli tahtaları üstünde söyleşiyoruz, gülüşüyoruz, geçmişten gelecekten bahsediyoruz, hayaller kuruyoruz, ama hepsinden fazlası şarkı söylüyoruz.

Çocukluğumuzu birlikte geçirdik, şimdilerde gençliğimizi yaşıyoruz ve onun sesi çok güzel. Her seferinde hafifçe dikleşiyor oturduğu yerde, gözlerini yumuyor, derin bir nefes alıyor, ardından aralanırken kirpikleri usulünce başlıyor, usulünce çıkıyor notaları ve nihayetinde nezaketle, şefkatle serbest bırakıyor onları. İzlemeye de dinlemeye de bayılıyorum. Ancak elbette bununla kalmıyorum, ben de eşlik ediyorum her bir şarkıya. Fakat burada küçük, minik, mini minicik bir aksaklık yaşıyoruz. Zira ne ses ne de ritim duygusu var bende, üstelik teknik hiçbir bilgi telâfi etmeye yetmiyor bu durumu. Hayatın tuhaf ikilemlerinden biri işte: Sevdiğimiz her şeyi iyi yapamayız, iyi yaptığımız her şeyi sevemeyiz. Tam da bu noktadayım ben.

Buna rağmen keyfimiz bozulmuyor, neşemiz eksilmiyor. Oradan buradan okumayı sürdürüyoruz, “şunu da söylesene” diye ısrar ediyorum arada, gece bitmedikçe bitmiyor. Az öncenin ılık meltemi hafiften soğuyarak üşütmeye başlarken dalgaları, gevşek topuzundan kurtulmuş kara bir bukleyi doluyor parmağına, başını hafiften deviriyor tek omzunun üstüne:

“Sana baktıkça ne düşünüyorum biliyor musun?” diye soruyor tatlı tebessümünün iyice çukurlaştırdığı gamzesiyle. Tahmin etmeye yeltenmiyorum, bırakıyorum tamamlıyor söyleşisini: “Herkes şarkı söylemeli.”

Yıldızların parlattığı kahverengi gözlerinin samimiyetle yanıp söndüğü anlık bir sessizlikte bakışıyoruz ve basıyoruz kahkahayı. Sonra kaldığımız yerden devam ediyoruz.  Ama o kadar hoşuma gidiyor ki kalbim hemen benimsiyor bu sözleri ve daima hatırlıyor.

Anlatmam o ki; bu hayatta arkadaşları olmalı insanın. Onu sadece yaptıkları ile değil yapamadıkları ile de seven, becerdikleri ile değil beceremedikleri ile de destekleyen.

Kısaca demem o ki: “Bu hayatta herkes şarkı söylemeli!”

Özlem PEKCAN

Yazar Özlem PEKCAN

1969’da Ankara’da doğdu. Ankara Tevfik Fikret Lisesi ile DTCF İtalyan Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Daha sonra Eskişehir Anadolu Üniversitesi AÖF Tarih Bölümü’nü bitirdi.
Yetişkinlere yönelik “İyi İnsanların Kötü İşleri” ve “Eflatun Eldiven” (e-kitap) isimli iki öykü kitabı, çocuklara yönelik ise “Çocuk Yüreklerde Atatürk Çocukluk, Gençlik ve I. Dünya Savaşı Yılları” ve “Çocuk Yüreklerde Yunus Emre Hayatı ve Şiirleri” isimli kitapları, bir de “Çocuk Yüreklerde Orhan Veli Kanık Şiirleri” isimli şiir derlemesi var.
Çocuklar için sadeleştirmesini yaptığı Gulyabani ve Araba Sevdası gibi Türk Edebiyatı’nın önemli eserlerinin yanı sıra yayına hazırladığı “Atatürk Nezdinde Bir Yıl Elçilik – General Sherril”, “Tartuffe – Molière (Ahmet Vefik Paşa çevirisi ile)”, “Sokakta Harp Var – Kemal Ahmet” gibi kitaplar da bulunuyor.
Ayrıca İtalyanca ve Fransızca’dan çeviriler de yapmakta. Prens, Güneş Ülkesi, Candide, Ankara’da Mustafa Kemal’in Yanında, Pinokyo, Küçük Prens ve Il Piccolo Principe bunlardan.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

4 Yorum

  1. “Sevdiğimiz her şeyi iyi yapamayız, iyi yaptığımız her şeyi sevemeyiz ve bu hayatta arkadaşları olmalı insanın. Onu sadece yaptıkları ile değil yapamadıkları ile de seven, becerdikleri ile değil beceremedikleri ile de destekleyen.” Böyle kısacık lakin belki de bir kitap uzunluğundakiler de bile artık çokça denk gelemedigimiz, insanın içini ısıtan, bilgece naif söylemlerle ders veren, nasihat eden , artık nasıl tanımlarsanız öyle muhteşem hikayeler. Yüreciğinize sağlık kaleminize kuvvet , harika.

“Emeğine sağlık!” Cimrileri

Bir şair yaşatır seni