in

İPİN UCU

İPİN UCU

Kalbinin camları açık kalınca her yeri toz kaplamıştı. Ayrılık rüzgarı önce hafiften kendini hissettirmiş, sonra önüne çıkan ne varsa savuran bir fırtınaya dönmüştü. Öylesine şiddetliydi ki rüzgar, görünmesin diye gizlediği yaraları, örtülerin altına sakladığı anıları, özenle kaldırıp yüreğinin en derinlerine koyduğu hayalleri nasibini almıştı fırtınadan. Ne var ne yoksa fazlaca kirlenmiş, hırpalanmış, yıpranmıştı. Geriye nasıl toparlayacağını bilemediği bolca hayal kırıklığı kalmıştı. Tozun genzini doldurması yetmiyormuş gibi, çaresizliği de boğazına bir düğüm atıvermişti.

Nefesi kesildi, ağlamak istedi ama ona da mecali yoktu. Ne yapacağını kestirmeye çalışırken rüzgar şiddetini arttırdı. Genç kadın savrulmamak için sol yüzük parmağına bağlı ipi, bileklerine dolayıp, sıkı sıkıya tutundu. Biliyordu, ipin ucu az ötedeki derdi de dermanı da barındıran suskun adamdaydı. İpe tutuna tutuna adamın yanına gitti. Gözlerinin içine baktı. Çok öfkeliydi genç kadın karşısındakine. Ne de olsa tozu dumana katan fırtınanın nedeni kalbini verdiği bu adamdı ama kadın ne gidebiliyor ne de kalabiliyordu.

Derin bir nefes aldı. Cesaretini toplayan kadın var gücüyle asıldı ipe. O çekince adam da ipin diğer ucunu çekti kendine. O bir tarafa kadın öte tarafa çektikçe hayli sağlam duran urgan orta yerinden yıpranmaya başladı. Tel tel ayrıldı. Evvelinde öylesine çok kavga edilmiş, öyle ağır kelimelerle derin yaralar açmışlardı ki birbirlerinde, artık hiç konuşmadan sadece ellerindeki ipi çekiştiriyorlardı. Sessizliği ilk bozan adam oldu;

“Yapma,” dedi. Anlamıştı başlarına gelecekleri ama genç kadın omuzunu silkti.

“İnceldiği yerden kopsun,” diye karşılık verdi.

Kararlıydı kadın. Son bir hamleyle asıldığı anda ip koptu. Kadın kopan ipin elinde kalan parçasıyla yere savrulurken, adam diğer tarafa düştü. Bir süre yerlerinden kalkamadılar. Yüreklerinin terazisi bozulunca dengede kalabilmek de zor oldu. Ayakta durmaya çalıştıkça zemin yalpalandı, yer altlarından kaydı sanki.

Epey denedikten sonra ilk ayağa kalkan adam oldu. Ayakları, kolları, bacakları en fenası da yüreği yara bere içindeydi. Canı yanmıştı ama ayakta durmaya da niyetliydi. Bir süre sonra kadın da dengede kalmayı başardı. Karşılıklı öylece durup, baktılar uzun uzun birbirlerine.

Adam, zannediyordu ki en derin yaralar kendinde. Bakınca anladı ki genç kadının da yaraları aynı yerlerde. Açık yaralarından sızan kan yere akıyordu. Karşısındakinin de yaraları tazeydi, kanıyordu onunkilerde. Acı da aynı acıydı, hissedilen de. Adam kendininkileri unuttu, üzüldü kadının haline.

“Yaraları kim bilir ne kadar acımıştır?” dedi kendi kendine. Yanına gidip bakmak, sarmak istedi ama cesareti yoktu yine.

Kadın da adamı izledi uzun bir süre. Yaralarının acısını bir kenara bırakıp, adamınkilere baktı öylece…

“Çok derin görünüyor. Acaba iyileşip, eski haline döner mi?” diye sordu sessizce. Kanayan yaraların üstüne elini bastırıp acıyı dindirmek istedi önce, sonra hep ilk adımı karşıdan beklediği için vazgeçti yine.

“Her şey kopan ip yüzünden,” dedi adam.

Yan yana dururlarsa, ipi kendilerine sarıp birbirlerinden destek alırlarsa daha güçlü olacaklarını düşündü. Eğilip, ikiye ayrılan ipin kopan parçalarını eline aldı. Sıkıca bir düğüm atıp, kadına yanaştı. Ayakta durmakta zorlanan kadını tuttu. Kadın önce irkilse de geri adım atmayıp, adamı izledi. İpi etraflarına sardı genç adam. Birkaç tur döndürdükten sonra artık yan yanaydılar. Önce elleri birleşti, sonra dayanamayıp sıkı sıkıya sarıldılar. Bir süre sonra baktılar ki yeni bir acı daha var vücutlarında. O kalın düğümün atıldığı yer, her ikisinin de yeniden birleşen ellerinin üstünde duruyordu. Biraz hareket etseler tenlerine sürtüyor, denk geldiği yeri yaralıyordu. İp sağlamdı ama düğüm can yakıyordu. O vakit anladılar ki düğüm atsalar bile ipin koptuğu gerçeği kendini her daim hatırlatacaktı.

Ülkü Yağmur URAL

Yazar Ülkü Yağmur URAL

Ülkü Yağmur URAL , Gazi Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Radyo-Televizyon-Sinema bölümü mezunudur. Yüksek lisansını ise Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yapmıştır. TRT’de Yitik Zaman Peşinde adlı belgeselde yönetmen yardımcısı olarak görev almıştır. Sonrasında uzun yıllar, ulusal televizyon kanallarında çalışma hayatı, eğitim, sağlık ve parlamento muhabirliği yapmıştır. Kamu kurumlarında ise basın danışmanı ve müşavir olarak çalışmıştır. Cadı Kazanında Pandemi ve Kağıttan Kayıklar adında iki kitabı bulunmaktadır.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Yorum

HAYAT ONU BEKLERKEN

Gelişen Toplumda Kadının Rolü