in

Kelebeklerin Dansı

Kelebeklerin Dansı

Küçük bir çocukken ilkokulun hemen arkasındaki kurbağalı derenin üzerinde neşeyle uçuşan, mavi renkli beyaz benekli kelebekleri izlemeye giderdik. Yüzlerce kelebek, çamurlu derenin içinden yükselen kurbağaların çıkardığı seslerin eşliğinde ahenkli bir dansa tutuşurdu. Etraftaki rengarenk çiçeklerin çevresinde ya da tepenin ilerisindeki kayaların diplerinde değil, kokusu insanı rahatsız eden balçık tutmuş derenin üzerinde. Narin kanatlarından dökülen toz tanecikleri parıltılar içinde dere yüzeyine düşerken ince antenleri birbirlerinin gövdelerine çarpardı.

Kelebekler coşkuyla uçuşurken, kısacık ömürlerini neden orada tükettiklerini düşünür, sırlarını merak eder dururdum. Diğerleri uçsuz bucaksız çayırlarda bin bir çiçeğin arasında, yaylalarda, ovalarda ve Kaf Dağı’nın yamaçlarında gezinirken onlar bu köhne çamurun içinde kurbağa korosunun müzikalini dinleyip eğleniyordu.

Nice görkemli krallar, imparatorlar da üzüm bağlarıyla çevrili mermer konaklarında bolluk içinde şatafatlı bir yaşam sürmüşlerdi. Bazı şövalyeler bulundukları dönemde asil bir kahraman olmak ve gelecekte de böyle anılmak için at üstünde savaştan savaşa koşmuş ve ömrünü tüketmişti. Bazı fakir insanlar hayatlarının sonuna kadar ailesiyle aynı masa etrafında toplanıp bir parça ekmeği bölüşmüştü. Kimisi uzun ve çok yalnız bir ömür sürerken, kimisi de kısacık ama çok kalabalık ve bu kalabalık içinde mutlu bir yaşam sürmüştü. Tıpkı mavi kelebekler gibi. Bu güzel yaratıklarda bulundukları ortamla tezat oluştursalar da orada doğanın ahengine ayak uyduruyor ve onun bir parçası olarak etrafa neşe saçıyorlardı. Belki bu neşe, içimde oluşan coşkunun da sebebiydi. Mavi kelebekler neşelerini bana bulaştırmış, ben de etrafımdaki insanlara ve onlarda diğerlerine. Böylece kelebek etkisi dediğimiz süreç devreye girmiş ve bu neşe tüm dünyaya yayılmıştır. Etrafımızdaki küçük şirin olaylardan meydana gelen güzel şeyler her yanı kaplasa ne güzel olurdu. Ve insan küçük şeylerden mutluluk çıkarsaydı kendisine. Nerede olduğunun bir önemi yok. Nasıl olduğunun da. Madde ve görünüşü değerli kılan şey, bakış açısı ve ona yüklediğin anlam değil midir? Bulunduğun ortamdan ve yaptığın şeyden keyif alıyorsan, zamanın niceliği sadece dünyanın kendi ekseni ve güneş etrafındaki konumundan ibarettir.

Büyüdükçe fark ettim ki kelebeklerin ömrü çok kısa da olsa onlar orada olmaktan mutluydular ve onlar mutlu oldukları yerdeydiler. Bulundukları ortamın nasıl göründüğünün ya da koktuğunun onlar için bir önemi yoktu. Onlar orada olmaktan keyif alıyorlardı. Yıllar içinde o çamurlu dere kuruduğu için orada kelebekler görünmez oldu ve mavi küçük kelebekler geçmişte kalan şirin bir anıya dönüştü. Masallara konu olacak sevimli dansları ve güzel görünüşleriyle.

Gökhan KARAGÖZ

Yazar Gökhan KARAGÖZ

Haziran 1993 yılında Ardahan’da dünyaya geldi. 2016 yılında Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünden mezun oldu. Yayımlanmış Kayıp Miğfer adlı gotik öykülerden oluşan bir kitabı var. Söylenti dergide içerik üreticisi olarak yazarlık yapmaktadır. Ayrıca Tetkik ile Mahal adlı e-dergilerde yayımlanmış öykü ve inceleme yazıları bulunmaktadır. Medium adlı platformda ve Okur Kısası adlı bloglarında kitaplar ve filmler üzerine inceleme ve eleştiri yazıları yazmaktadır. Bunlar dışında belgesel ve dizi senaryoları üzerinde çalışıyor.
Yazmaya ilk olarak hevesle on iki yaşında başlamıştır. Kurşun kalemle defterlere Güneş ve Ay, Kayıp Hazine adlı kısa romanlar yazmıştır. Lise yıllarında da şiirler kaleme aldı. Fakat bunların hiç birini herhangi bir yerde yayımlamadı. Yazmak kendisinde bir tutkuya dönüşünce yazdıklarını okurla buluşturma isteği doğdu. Düşsel evreninde ki yolculuk sırasında yeni dünyalar kurmayı, yürüyüş yapmayı, dağ tırmanışını ve yeni yerler görmeyi seviyor. Edebiyat alanında özellikle fantastik ve gotik türlerine ilgi duymaktadır. Dünya edebiyatındaEdgar Allan Poe, H.P. Lovecraft ve Tolkien’den etkilendiğini belirtiyor. Türk edebiyatında iseAhmet Haşim, Ömer Seyfettin, Sabahattin Ali gibi yazarları okumaktan keyif aldığını belirtiyor. Edebiyat sayesinde dünyanın çok daha iyi bir yer haline geleceğine inanıyor.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

YEPYENİ BİR HİKAYE BAŞLASIN

Anne Ben Büyüyünce Prenses Olacağım