in

Kıbrıs Barış Harekatı

Kıbrıs Barış Harekatı

Annemin Gazi dayım ile ilgili anlattığı hikayelerle başlamıştı Kıbrıs ve Kıbrıs Barış Harekatı’na olan merakım. Kimini şaşkınlıkla, kimini korku dolu bakışlarla dinlediğim hikayeleri bir de dayımdan dinlemek istemiştim. Dayım yaşadıklarını anlatırken gözümde devleşir, hiç bitmesin hep anlatsın isterdim. Anlatırken hikâyeyi bazen gözleri parlar bazen de sanki o anı yaşıyormuş gibi ağlamaklı olurdu.

“Yaş yirmi,” der başlardı anlatmaya…

Akşam kışlaya haber gelmiş hazırlıklar başlamıştı, sabah erkenden yola çıkılacaktı.  Yola barış sağlamak için çıkacaktık fakat yolun sonunda başımıza neler gelecek bilinmezdi. Sadece kendimiz için miydi endişemiz, hayır en çok bizden belki de günlerce haber alamayacak ailelerimiz içindi.

Hareket noktamızdan otobüslerle Mersin limanına oradan da Girne’ye ulaşım sağlanacaktı. Mersin’e kadar olan yolculuk sessiz, hüzünlü, bir o kadar dainsanın içini gururla dolduran duygularla geçmişti.

Mersin limanına vardığımızda gördüğümüz kalabalık bizi hayrete düşürmüştü. Türkiye’nin her bir şehrinden, kasabasından, köyünden gelen yurdumun insanları doldurmuştu limanı. Kimi oğlunu kimi eşini kimi kardeşini uğurlayacaktı limandan. Kolay değildi öyle uğurlamak, göz yaşı vardı, gurur vardı, kısaca duygu seli yaşanıyordu limanda.

Hareket zamanı gelmiş gemilere binilmişti. Uzun bir yolculuktan sonra varılmıştı Girne’ye.

Dayım sanki gerisini anlatmak istemiyor, uzaklara bakıyor, dalıp gidiyordu. Arada derin bir nefes alıp, yutkunuyor, anlatmaya devam ediyordu.

Asıl zor olan kısım şimdi başlıyordu. Adaya barış getirmek birincil görevimizdi fakat kolay olmayacağı belli olmuştu. Ateş altında sürünerek, dirseklerimizin kanamasına aldırış etmeden ilerledik. Silah ve top seslerinden artık yanı başımdaki arkadaşımı bile duyamaz olmuştum.

İşte ilk acıyı ilk günden yaşamıştım. Aylardır birlikte nöbet tuttuğum can yoldaşım Onbaşı Mustafa geride kalmış hareketsiz yatıyordu. Manisalı Mustafa şehit olmuştu. Üzüntü, çaresizlik tarif edilemezdi fakat devam edilmesi gereken bir yol ve bir görev vardı.

Yani kısaca yavrum üzüntünü yaşayabileceğin bir zamanın da yoktu.

Terk edilmiş bir köy ilk toplanma yerimiz olmuştu. Önce biraz dinlenecek, yaralarımız sarılacak ve yola devam edecektik. Yorgunluk kolay atlatılmıştı fakat köyde yaşanmış olanlar;terk edilmiş, yıkılmış, yakılmış evler pek de kolay hafızalardan silinmeyecekti. Koca bir köy…insanlar her şeyini geride bırakmış, terk etmişlerdi köylerini. Duvarlarda asılı fotoğraflar, masada yarım kalmış yemekler, yerde oyuncaklar ilk içimi acıtan manzaralardı.

Dayım içini tekrar çekerek:

Kolay değil yavrum insanların yerini yurdunu terk edip, canlarını kurtarmak için yollara düşmesi. Biz ki kaybettiğimiz en küçük bir şey için bile nasıl üzülür, harap ederiz kendimizi. Bu insanlar tüm anılarını, tüm yaşanmışlıklarını geride bırakıp gitmişlerdi.

Günler günleri zorlukla, kimi zaman da üzüntüyle kovalamış ve sonunda adada barış sağlanmıştı.Komutanlarımızdanbiri şöyle demişti bir gün:

‘Dönüyoruz artık sağ salim yurdumuza.Görevimizi tamamladık, barışı getirdik adaya. Her birimizin kahramanlıkları tarih sayfalarında yazacak.’

Sadece onlar için değil yavrum, bizim için de çok zordu yaşananlar. Evet adada barış sağlanmış ve eve dönüş için hazırlıklar başlamıştı. Eve dönecek olan Mehmetçiklerin aileleri mutluluğu ve gururu bir arada yaşayacaktı; lakin diğer ailelerin yaşayacakları üzüntü yüreklerde bir kor olup hiç sönmeyecekti.

Sağ salim dönmem sadece ailem için değil tüm mahalle için bir sevinç bir gurur olmuştu. Peki ben nasıldım? Yaşadığım kayıplara duyduğum acı, adadaki insanların yaşadığı dram beni derinden sarsmıştı. Hiç konuşmak istemiyor, neler yaşadığımı, meraklı gözlerle bana bakan yakınlarıma anlatmak, bir kelime bile etmekistemiyordum. Sadece geceleri konuşuyordum. Geceleri kabuslar görüyor,yaşadığım olayları tekrar yaşıyor, kendi çığlığıma uyanıyordum.

Savaşın kazananı olmazmış” sözü dinlediklerimden sonra ne anlamlı idi. Dayımın gözünden ve yaşadıklarından olayı anlamlandırmak yeterli miydi? Tabi ki hayır. Bu savaşı bizzat yaşamış, yerinden yurdundan olmuş insanlara da ulaşmalı ve onlardan da dinlemeliydim.

O zaman yolculuk hazırlıkları başlamalı, yola koyulmalıyım.

Şebnem Ilgın ADIBELLİ

Yazar Şebnem Ilgın ADIBELLİ

Şebnem Ilgın Adıbelli, 1972 yılında Adana’da doğmuştur. Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngilizce öğretmenliği bölümünden mezun olmuştur. Evlidir ve İdil adında dünya tatlısı bir kızım vardır.Adana’da özel bir okulda küçük yaş gurubu İngilizce öğretmeni olarak çalışmaktadır. Kitap okumak en büyük tutkusudur.Küçük yaş gurubu için İngilizce dört öykü kitabı yazmıştır.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

SENİN YANINDA

Neden Okuyorum?