in

KİM DAHA ÇOK KORKUYOR?

KİM DAHA ÇOK KORKUYOR?

“Kararı okurken belki de siz benden daha çok korkuyorsunuz!”

Yukarıdaki sözleri, az önce kendisini ölüme mahkûm etmiş engizisyon mahkemesi önünde sarf eder Giordano Bruno.

İki yüzyılı birbirine bağlayan yıllarda yaşamış, İtalyan din adamı, filozof, yazar ve Rönesans’ın önemli isimlerinden Bruno 1548’de Nola’da soylu bir aileye mensup olarak dünyaya gelir. 14-15 yaşlarındayken Dominiken tarikatına girer. Kopernikus düşüncesi ve sistemini tanımasıyla hayatının akışı tamamen değişir. Yazıları, öne sürdüğü fikirler giderek Kilise’nin tepkisini çekmeye, dinsizlikle suçlanmaya başlar, derken kendisini engizisyon karşısında bulur.

Yakalanması ve yargılanması zindanlarda işkencelerle dolu geçecek yedi yıla yayılır. Nihayetinde hakkındaki suçlamalar sabit görülür ve Şubat 1600’de Roma’nın ünlü meydanı Campo dei Fiori’de bağlandığı kazıkta –detaylarını burada dile getirmek istemediğim şekilde- diri diri yakılarak infaz edilir.

Tarih çağlar boyu aynı fikir ve inançta olmayanların birbirlerine karşı işledikleri zulüm örnekleriyle dolu ve korkarım ki dolu olmaya da devam edecek. Öte yandan, tartışmak yapılanların özündeki korkunç lekeyi silemeyeceğinden, felsefesi ve inancı bambaşka bir yazı konusu Bruno’nun uğradığı zulüm yerleşik bir mekanizma üstünden uygulanan, insanlık onurunda ve ruhunda onulmaz yaralar açacak nitelikte bir şiddet. Öyle ki; sonraları aynı mekanizma tarafından aynı meydana dikilen heykelinin bile telâfi etmesi mümkün değil.

Vazgeçtiği takdirde affedilecek olmasına karşın fikirlerine sonuna kadar sahip çıkan Bruno’nun yaşamının sonlanış biçimi yüreğimi incitmiştir hep. Hoşgörüsüzlüğün, tahammülsüzlüğün, ayrıca inadın, iddianın ve haksızlığın zirvede vücut bulmuş halidir ölümü.

Her halde bu sebepten; ne zaman adalet duygumun sarsıldığı bir durumla karşılaşsam, ne zaman haklılık ya da haksızlık terazisinde bir oynamayla sınansam, doğru ile yanlış arasında kalsam aklıma şu soru gelir:

“Kim daha çok korkuyor?”

O an Bruno’nun o mahkeme önündeki çaresizliğini, vicdanlardan vicdanlara aktarıla aktarıla günümüze erişen başkaldırısındaki asaletini yine, yeniden, bir kez daha duyumsarım. Bu duyumsamayla dile gelen vicdanımsa yargıçların kurbandan esirgediği adaleti gösterecek keskinlikte verir cevabı ve tarafıma aldırmaksızın bir pusula gibi katiyetle işaret eder doğru yönü. Seçmek, ah, işte o apayrı bir imtihan! Değil mi ki hak da haksızlık da, doğru da yanlış da insan harcı?

Özlem PEKCAN

Yazar Özlem PEKCAN

1969’da Ankara’da doğdu. Ankara Tevfik Fikret Lisesi ile DTCF İtalyan Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Daha sonra Eskişehir Anadolu Üniversitesi AÖF Tarih Bölümü’nü bitirdi.
Yetişkinlere yönelik “İyi İnsanların Kötü İşleri” ve “Eflatun Eldiven” (e-kitap) isimli iki öykü kitabı, çocuklara yönelik ise “Çocuk Yüreklerde Atatürk Çocukluk, Gençlik ve I. Dünya Savaşı Yılları” ve “Çocuk Yüreklerde Yunus Emre Hayatı ve Şiirleri” isimli kitapları, bir de “Çocuk Yüreklerde Orhan Veli Kanık Şiirleri” isimli şiir derlemesi var.
Çocuklar için sadeleştirmesini yaptığı Gulyabani ve Araba Sevdası gibi Türk Edebiyatı’nın önemli eserlerinin yanı sıra yayına hazırladığı “Atatürk Nezdinde Bir Yıl Elçilik – General Sherril”, “Tartuffe – Molière (Ahmet Vefik Paşa çevirisi ile)”, “Sokakta Harp Var – Kemal Ahmet” gibi kitaplar da bulunuyor.
Ayrıca İtalyanca ve Fransızca’dan çeviriler de yapmakta. Prens, Güneş Ülkesi, Candide, Ankara’da Mustafa Kemal’in Yanında, Pinokyo, Küçük Prens ve Il Piccolo Principe bunlardan.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

2 Yorum

  1. Harika. Kim daha çok korkuyor sorusu ise tam da döneminde bir örnekle gücü elinde tutanların fikirlerine sahip çıkmak için ölümü dahi tereddütsüz kabul edenlerin karşısında o karanlık, habis dünyalarının kuytularından beslenen korkularını sahip oduklari güçle, zulümle bastirmalarina çabalarına karşın basaramamalari. Onlar vb. o karanlık korkularıyla silinip gitti, Bruno vb ölümsüz ad oldu… kalemine kuvvet, yüreğine sağlık

ÇOCUKLAR İÇİN FELSEFE NEDİR?

Yuhlar Yokuşu