in

MAHARET

MAHARET

“Neyin var?” ya da “Neden suratın asık?” demiyor.  Hiç sormuyor. Hiç merak etmiyor. Yaz başından beri böyle. Ne zaman deniz kenarına insem, nasıl yaptığını çözemediğim şekilde aniden beliriveriyor karşımda. Gazinodaki masalardan birine yerleşiyoruz hemen akabinde ve o konuşmaya başlıyor. Neler anlatmıyor ki; üniversiteyi, arkadaşlarını, başına gelenleri, tecrübelerini ve elbette kız arkadaşını. Tam da ondan bahsederken yeşil gözleri güneşten aşırdığı sıcaklıkla parlıyor, dudaklarına tatlı muzip bir tebessüm yerleşiyor. Bense dinlemekle yetiniyorum, fikrimi de sormuyor zaten, orada o sandalyede oturmam bile yeterli sanki onun için.

Kimi günler daha kalabalık masalarda buluyorum kendimi. Bazısını tanıyorum, bazısını daha önce hiç görmedim. Kimi günlerse diğer iki arkadaşıyla yaptıkları tavla maçlarına misafir oluyorum. Şemsiyeliklerin gölgesinde bağıra çağıra, nakaratlarla, manilerle, kahkahalarla, atılan zarların sesine hoyratça tahtaya çarpılan pulların gürültüsü karışıyor. Onlar da fazla ilgilenmiyorlar benimle, ancak şikâyetleri yok ki aralarında yabancılık hissetmiyorum. Her biri kendince karşılıyor gelişimi bazen hoş bir tebessüm, bazen minik bir göz kırpma ya da hafif bir baş eğme. Oradayım, biliyorlar, oradalar biliyorum. Şakalaşmalarını, atışmalarını izliyorum, arada gülüyorum.

Gün çekilip de karanlık tatlı ılık serinliğiyle bastığında daha kıyıya adımımı atar atmaz yine karşıma çıkıyor. Nasıl yapıyor hiç fikrim yok, ama bu beceri asla tek başına bırakmıyor beni. Böylece geceye has seyrimiz başlıyor. Ben soğuk gazozumu yudumluyorum, o keyfi ne isterse onu içiyor, bir yandan da konuşuyor. Kızdığı, canını sıkan şeylerden bahsediyor meselâ, hüzünlü anılardan, çocukluk yıllarından. Sonra aniden daha keyifli konulara geçiveriyoruz. Günlük olayların gülünçlüklerine dalıyoruz: Kim kime ne demiş? Neden demiş? Demiş mi sahiden? Yarenliğimiz genellikle uzun ve rahvan bir yürüyüşün ardından yıldızlı geç saatlerde tamamlanıyor.

Bazı geceler arka bahçede beliriveriyor: “Işık açıktı, bir bakayım dedim,” diyor. Ben çay koyarken o da bensiz geçirdiği günün özetini geçiyor. Dinliyorum. Böyle böyle dünyanın en tasasız kişileriymişiz gibi koca bir yaz geçirtiyor ikimize de.

Yıllar sonra anladım onun da benimle yas tuttuğunu. Sadece var olarak, yanımda bulunarak, halimi paylaşarak teselli verdiğini. Sormadan soruşturmadan, fikir beyan etmeden, sebebini hiç bilmediği yasımı benimle paylaştığını.

Aslına bakarsanız, üzüntü kaynağı her şey yas ve teselli konusu.  Yas tutmak ne kadar ihtiyaç ise teselli vermek de öyle. Her ikisinin de temelinde konusu her ne olursa olsun yarattığı üzüntüye saygı duymak yatıyor, işte sırf bu yüzden her ikisi için de ayrı ayrı maharet gerekiyor.

Ben kendi yasımı tutmakta ne kadar mahirdim onu bilemiyorum, ancak ne zaman hatırlasam o yazı içimi saran huzurlu esenlikten anlıyorum ki, o teselli vermekte fazlasıyla mahirmiş.

Özlem PEKCAN

Yazar Özlem PEKCAN

1969’da Ankara’da doğdu. Ankara Tevfik Fikret Lisesi ile DTCF İtalyan Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Daha sonra Eskişehir Anadolu Üniversitesi AÖF Tarih Bölümü’nü bitirdi.
Yetişkinlere yönelik “İyi İnsanların Kötü İşleri” ve “Eflatun Eldiven” (e-kitap) isimli iki öykü kitabı, çocuklara yönelik ise “Çocuk Yüreklerde Atatürk Çocukluk, Gençlik ve I. Dünya Savaşı Yılları” ve “Çocuk Yüreklerde Yunus Emre Hayatı ve Şiirleri” isimli kitapları, bir de “Çocuk Yüreklerde Orhan Veli Kanık Şiirleri” isimli şiir derlemesi var.
Çocuklar için sadeleştirmesini yaptığı Gulyabani ve Araba Sevdası gibi Türk Edebiyatı’nın önemli eserlerinin yanı sıra yayına hazırladığı “Atatürk Nezdinde Bir Yıl Elçilik – General Sherril”, “Tartuffe – Molière (Ahmet Vefik Paşa çevirisi ile)”, “Sokakta Harp Var – Kemal Ahmet” gibi kitaplar da bulunuyor.
Ayrıca İtalyanca ve Fransızca’dan çeviriler de yapmakta. Prens, Güneş Ülkesi, Candide, Ankara’da Mustafa Kemal’in Yanında, Pinokyo, Küçük Prens ve Il Piccolo Principe bunlardan.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

CROSSING OVER (SINIRI GEÇMEK)

Son Mohikan Romanının Filmi ve Çizgi Dizisi Arasındaki Metinlerarası İlişkiler – Kadir DAN