in

Ruhun Düşü-şü

Ruhun Düşü-şü

Bir insan olarak dağılıyor ruhum. Bölünüyor binlerce parçaya. Her zerrede bir ben oluyorum. Evrende yer kaplayan. Boşlukta bir yerlerde. Sonra savruluyor parçalarım. Kimsenin uğrak yeri olmayan diyarlara. Zamansız bir mekânda inzivaya çekiliyor. Bunca karanlık ve kötülük varken, sessiz kalıyor belki de. Ama susmak ötelemek değil midir imkansızlıkları. Hem de imkân varken. Nedir bu insanların koşuşturması böyle. Oysa durup dinlemek gökyüzünü. Masallar ülkesinden gelen yıldızların sesini. Belki de orada eşittir her insan. Dünya da olduğundan daha fazla. Adaletin gölgesinde. Hiçbir çocuk aç değildir mesela. Hiçbir canlının çığlığı duyulmaz. Kulak verir adına insan denilen o kutsal canlı ruhunun sesine. Sonra aşırılıklarına, kullanamayacağından fazla biriktirdiği tüm varlıklarına bir sınır çizer. Ve dağıtır fazlasını hak sahiplerine. Bir nehrin kıyısında dinlenir ruhum. Huzur bulmuştur artık. Börtü böceği dinler. Fani bedenine döndüğü zaman her zerrem. Tekrar bir olurum, birlik için. Çünkü bundadır güç. Sözüm olur söyleyecek. Özgürümdür artık. Çünkü daha eşittir dünya. Sınırların ötesinde aç yatan çocuk yoktur. Ölüm sinsice yaklaşamaz hiçbir canlıya. Şarapnel parçaları savrulmaz gökyüzünden. Yakışmaz da oraya. Masmavi gök kubbenin derinliklerinde parlar güneş ışığı. Uzak diyarlara götürür rüzgârın sırtında parıltısını. Her eve neşe taşır. Gülümser insanlar ve çiçek açar her yerde. Ve artık her birey mutludur. İstekleri gerçek olmaya başlamıştır. Düşleri kıyıya vuran beyaz köpüklü baloncuklar gibi dağılıp gitmemiştir. Geleceğe umutla bakar. Çünkü insan ruhu umut eder arada sırada. İçindeki ışık dağıtır gölgeyi peyderpey. Yaşamın yolunda eşlik eder ona. Ama umut etmekten fazlasıdır yaşamak. Hayal kurmaktır. Kurduğu hayalin gerçekleşmesidir. Kurulan hayal gerçek olunca yaşamanın anlamı güzelleşir.

Çünkü yaşamda imkânsız denilen bir şey yoktur. Ruhunun en gizli derinliklerinden gelir güç. Ve güç merhametli olan her canlıda bir zerre dahi olsa mevcuttur ki her şeyi başarır. Ve böylece ruhumun zerreleri huzura erer. Mutludur artık. Daha eşit bir dünya da geziniyordur. Ve böylece ruhumun düşü gerçek olmuştur. Tek istediği kimsenin hiçbir eksiklik yaşamamasıydı. Arzuladığı şeylere kavuşması. Adaletli, güzel yarınlara uyanmaktı. Eğer hâlâ bir düşte ise ruhum delidir o vakit. Anlamsız bir mekânın içinde dönüyordur. Zamanın dibinde yok olana dek.

Gökhan KARAGÖZ

Yazar Gökhan KARAGÖZ

Haziran 1993 yılında Ardahan’da dünyaya geldi. 2016 yılında Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünden mezun oldu. Yayımlanmış Kayıp Miğfer adlı gotik öykülerden oluşan bir kitabı var. Söylenti dergide içerik üreticisi olarak yazarlık yapmaktadır. Ayrıca Tetkik ile Mahal adlı e-dergilerde yayımlanmış öykü ve inceleme yazıları bulunmaktadır. Medium adlı platformda ve Okur Kısası adlı bloglarında kitaplar ve filmler üzerine inceleme ve eleştiri yazıları yazmaktadır. Bunlar dışında belgesel ve dizi senaryoları üzerinde çalışıyor.
Yazmaya ilk olarak hevesle on iki yaşında başlamıştır. Kurşun kalemle defterlere Güneş ve Ay, Kayıp Hazine adlı kısa romanlar yazmıştır. Lise yıllarında da şiirler kaleme aldı. Fakat bunların hiç birini herhangi bir yerde yayımlamadı. Yazmak kendisinde bir tutkuya dönüşünce yazdıklarını okurla buluşturma isteği doğdu. Düşsel evreninde ki yolculuk sırasında yeni dünyalar kurmayı, yürüyüş yapmayı, dağ tırmanışını ve yeni yerler görmeyi seviyor. Edebiyat alanında özellikle fantastik ve gotik türlerine ilgi duymaktadır. Dünya edebiyatındaEdgar Allan Poe, H.P. Lovecraft ve Tolkien’den etkilendiğini belirtiyor. Türk edebiyatında iseAhmet Haşim, Ömer Seyfettin, Sabahattin Ali gibi yazarları okumaktan keyif aldığını belirtiyor. Edebiyat sayesinde dünyanın çok daha iyi bir yer haline geleceğine inanıyor.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YALNIZLIK