in

SARI BAVUL

Sarı bavul

SARI BAVUL

Manzara şöyle: Bahçedeyiz. Güneşin yeni yeni ılıttığı bir meltem dolaşıyor etrafta ve dalgalandırdığı yaprakların şenlikli hışırtısı kolayca bastırıyor az ötedeki cadde trafiğinin huzursuz sesini. Yarı pastoral bu görüntünün odağında ise dört kapısı ardına, bagaj kapağı tepesine kadar açık eski model bir araba duruyor. Bizim apartmanın önüne çekili vaziyette yükünü tutmayı bekliyor.  

Kendimden pek memnunum. Zira çocukların tüm eşyalarını, kıyafetler, ayakkabılar, terlikler, havlular, mayolar, çamaşırlar hatta oyuncaklar dahil tek bavula sığdırdım. Fakat her nedense beklediğim takdiri göremiyorum babamdan. Yeşil elâ gözlerinde şimşekler çakıyor. Dudaklarının kenarından sarkan bıyıklarının sivri uçları titreşiyor hafiften.

Meselenin ne olduğunu anlamış annem bilgece geri çekilmiş, ikimizi izliyor. Neticede gözlerini şöyle bir kısıyor, kelime etmeden eğiliyor ve ayaklarının dibinde bir kule gibi yükselen sarı bavulu yükleniyor babam. Ne zamanki arabanın arkasına geçiyoruz, işte o an aydınlanıyorum ben. O devasa bagaja girmek için bile çok büyük bizim sarı bavul.

Bütün eşyaların ardı ardına boşalıp boşalıp yerleşmelerini sessizce izlerken böyle bir valiz yerine daha makul büyüklükte birkaç çantanın daha iyi olacağı kanaatine varıyorum, ancak çok geç. Bu arada yazlık seyahatlere alışık oğlumla kızım arka koltuğa geçtiler bile. İki çift muhabbet kuşunun bulunduğu iki kocaman kafese, annemin gittiği her yere götürdüğü düdüklü tencere ile çaydanlığın ve elbette babamın alet çantasının yarattığı onca kalabalığa rağmen yerleşmekte hiç güçlük çekmediler. Kuşlarla yarışırcasına cıvıldaşıyorlar.

Nihayet arka kaput isyankâr bir gürültüyle kapanıyor. Şoför, mahalline geçerek kontağı çeviriyor. Ona mı motora mı ait olduğu belirsiz bir homurtuyla sarsılıyor eski araba ve neredeyse asfalta yapışmış biçimde ileri atılıyor. Bana da nicedir ciğerlerime hapsettiğim soluğumu serbest bırakarak arkalarından su dökmek kalıyor.

Kolaylıkla tahmin edebileceğiniz gibi, sarı bavul bir daha gitmedi yazlığa ve hoş sohbetlerimizin gülünç anısı olarak kaldı.

Öte yandan herkeste böyle bavullar yok mu? Dertlerle endişelerle, tasa, kırgınlık, korkularla, nice olumsuz duygularla tıka basa doldurulmuş. Sırf bu yüzden hiçbir yere sığmaz, taşınmaz yükler haline gelmiş. Oysaki daha kolay hareket etmezler miydi, daha kolay yerlerinden kalkmazlar mıydı daha makul boyutta olsalardı?

Belki de şimdi, tam da yaz gelirken, vaktidir sarı bavulları boşaltmanın! Ne dersiniz?

Özlem PEKCAN

Yazar Özlem PEKCAN

1969’da Ankara’da doğdu. Ankara Tevfik Fikret Lisesi ile DTCF İtalyan Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Daha sonra Eskişehir Anadolu Üniversitesi AÖF Tarih Bölümü’nü bitirdi.
Yetişkinlere yönelik “İyi İnsanların Kötü İşleri” ve “Eflatun Eldiven” (e-kitap) isimli iki öykü kitabı, çocuklara yönelik ise “Çocuk Yüreklerde Atatürk Çocukluk, Gençlik ve I. Dünya Savaşı Yılları” ve “Çocuk Yüreklerde Yunus Emre Hayatı ve Şiirleri” isimli kitapları, bir de “Çocuk Yüreklerde Orhan Veli Kanık Şiirleri” isimli şiir derlemesi var.
Çocuklar için sadeleştirmesini yaptığı Gulyabani ve Araba Sevdası gibi Türk Edebiyatı’nın önemli eserlerinin yanı sıra yayına hazırladığı “Atatürk Nezdinde Bir Yıl Elçilik – General Sherril”, “Tartuffe – Molière (Ahmet Vefik Paşa çevirisi ile)”, “Sokakta Harp Var – Kemal Ahmet” gibi kitaplar da bulunuyor.
Ayrıca İtalyanca ve Fransızca’dan çeviriler de yapmakta. Prens, Güneş Ülkesi, Candide, Ankara’da Mustafa Kemal’in Yanında, Pinokyo, Küçük Prens ve Il Piccolo Principe bunlardan.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

9 Yorum

  1. Ne güzel anlatmış, tasvir etmişsin. Adeta kendimi orada gördüm, kâh güldüm, kâh valizi sigdiramama endişesi ile gerildim, işleri halledip kontağa basınca üzerimden yük kalktı, huzurla yola koyuldum adeta. Hele son paragraf ve kıssadan hissesi… muhteşem, vaktidir sari bavullardan gereksiz yükleri

AVUCUMDAKİ KİTAP

SARILIR HER YARA ZAMANLA