in

VARLIĞIMIN IŞIĞI

VARLIĞIMIN IŞIĞI

Gözler ruhun aynasıdır, derler. Ayna, ayna ile karşılaşırsa ne olur? Birbirini gören iki insanın birleşmesi gibi kendiyle bütünleşen bir insan görülür orada. Sağdan, soldan kaçacak bir yeri yoktur. En kötüsü de kendini ortadan kaldıramaz. Nefret eder belki kendinden, içindeki yüksek ruhla karşılaşmamıştır çünkü. Benliği can çekişir camın içinde. Ayna onu kendine hapsetti bir kere. Ne kadar yoksun gerçekten, ne kadar da elinden tutulmaya muhtaç…

    Kabul edemezken kendinde olan biteni, bir el uzanır o aynanın koordinat merkezinden. Bu kalbi düzenleme vakti gelmiştir ve sadece inanç ister bu merkez ondan. Aynadaki lekelerin temizlenmesine duyulan inanç. Çünkü ben o aynanın içine hapsoldum. Kendi kendime çıkamazdım bu işin içinden. Yalnız hissetmekti beni yoran. Hani bir şarkının da söylediği gibi; “Kendimi kendimden çıkarsam sıfır kalmaz.” Hayatın matematiği oyun oynamıyor benimle. Sanal gerçekler gibi sıfıra inemiyorum. Bir hiç olamıyorum. Kendimi kendimden çıkarınca acıyla eşitleniyor, öfkeyle çoğalıyorum. Böyle de olmuyor, yaşayamıyorum. Başka bir şey gerekli. Hayat hızlıca akıp giderken çıkarma işlemi de devam ediyor. İşlemlerin elemanlarını seçme hakkına sahip olduğuma göre karar vermekle yükümlüyüm. Haklardan önce sorumlulukları toplamaya başlıyorum. Acıyla eşitlenip öfkeyle çoğalıyorsam işleme şöyle devam etmeliyim: Kalp- acı- öfke= bilgelik + huzur + sevgi

   En doğal gerçekleşmesi gereken sevgi, insan için nasıl da zorlaştı… Kendimi ve insanları olduğu gibi kabul etmekle gerçekte olanlar arasında bariz çizgiler var. Nerede durması gerektiğini belirleyemiyor insan. Hem yüzleşmem gereken bir şeyler var, daha şimdiden yanmaktan korkutuyor. Kabul ettirmek istemiyor kendini, peki kabul edince ne yapmalıyım? İçindeki yanlışlara rağmen çok değerlisin. Kesinlikle özelsin ve ışığını paylaşması gerekensin. Hangi diken bir gülü, gül olmaktan çıkarabilir ki? Hangi çalılar ulu ağaçlarla dolu bir ormanı kuru ve verimsiz gösterebilir ki? Hem var olan bir çiçeğin değerini kim belirleyecek solmuş halini görmeden? Zor günlerin acısını kim çıkaracak dayanıklı bir yürek istemeden? Diyorum ya, bana hepsi gerek. Düşününce çıkaracağım anlamlar var toprağın altında. Gün yüzüne çıkarınca, büyüyüp gelişecek tohumlarım var. Hepimiz birer hayat ağacı yetiştiriyoruz en nihayetinde. Sustuğumuzda, yorulduğumuzda ve hareket etmediğimizde bile çok şeye sebep olmamız bu yüzden. İşte böyle ağır yürüyen bulutların ayak izlerinde an geçiyor, anı birikiyor. Geceye yakalanıyorum. İçim kararmışken, gecenin ay ışığıyla ve yıldızlarıyla aydınlanıyorum. Aya yaklaşıyorum, yaklaştıkça kalbimin sesi duyulur oluyor.

   Carl Jung’ın da dediği gibi: “Kendi kalbine bakamayanın yaşamı bulanıktır; kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur; içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder.”

Süzan PIRNALYAN

Yazar Süzan PIRNALYAN

Süzan Pırnalyan, 25 Ekim 1995, İstanbul doğumludur. İstanbul Üniversitesi- Üstün Zekalılar Öğretmenliği lisans bölümünden 2017’de mezun olmuştur. Özel bir okulda sınıf öğretmenliği yapmaktadır. 15 yaşındayken içindeki yazma tutkusunu keşfetmiş ve özellikle üniversite yıllarından itibaren şiir ve deneme türlerinde yazmaya başlamıştır. 2014 yılından itibaren belli aralıklarla yazmış olduğu yazıların bir kısmı kucukbiryanki.blogspot.com adresinde bulunmaktadır. Blog’un tanıtımını ise @kucukbiryanki instagram hesabından yapmaktadır. Kendisini hayata bağlayan ve heyecanlandıran kaynağın sanat olduğuna inanmaktadır. Okumaktan, araştırmaktan ve üretmekten büyük zevk almaktadır.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Nisan Yağmuru

BAŞIMDA SEVDA YELİ