in

YALNIZLIK

YALNIZLIK

Her zamanki gibi güne başladı. Yataktan kalktı, üstünü değiştirdi. Odasının kapısını açtı ve sertçe kapattı. Hiçbir yere bakmadan koridordan hızlı adımlarla yürüyordu. Mavi kıyafetlilerden birisi Kolundan tuttu hemen. Onlara mavili derdi.

“Nereye böyle? Odana dön hemen.” Bu maviliyi ilk defa görmüştü, yeniydi galiba. Hızlı adımlarla başka bir mavili geldi.

“O izinli bırak,” dedi. İşe yeni başlayan mavili “peki” diyerek kolunu bıraktı.

Mavilileri geride bırakarak hızlı hızlı yürümeye çalıştı. Her gün yaptığı gibi karşıdaki odaya girdi. Oda da tek sandalye vardı. Ona oturdu. Konuşmaya başladı.

Derin sessizliğin olduğu koridorda konuşmanın başladığı odanın önüne geldi iki mavili.

Camdan içeri baktılar. “Ne yapıyor orada?” dedi yeni mavili,

 “Konuşacak.”

“Kiminle

“İzle de gör.”

Merhaba efendim nasılsınız görüşmeyeli?

Sizi özledim doğrusu. Görüşemiyoruz bir süredir. Evet ben biraz fazla çalışıyorum bu ara haklısınız. Ama çalışmak bana kendimi iyi hissettiriyor.” Derin bir nefes aldı, devam etti konuşmaya.

“Çok çalıştıkça dünyadan kalabalıktan, insanlardan uzaklaşıyorum. Nasıl? Hayır, hayır bir sorunum yok. Ama çok düşünüyorum bu ara. İyiliği ve kötülüğü düşünüyorum. Evet biraz yaşlandım sanırım. Mesela ailesinden uzak yaşamayan birisi gurbetin ne olduğunu özlemin ne olduğunu bilemez. Ölümü görmemiş birisi ölüm nedir bilemez. Hele ki sevdiği birisini kaybetmemiş birisi ölümü hiç bilemez. Nasıl susuzluğu susuz kalmadan anlayamazsan her şey bu şekilde. Yaşayarak deneyimlemek lazım hayatı. İyilik ve kötülük de bu şekilde. O kadar hızlı geçiyor ki günler iyi ya da kötü bir gündü demek yersiz oluyor. Sadece yaşamış oluyoruz hepsi bu. Günün sonunda “Ne yaptın bugün dediğiniz” de baktım ki günler geçiyor ve ben ne yaptığımı hatırlamıyorum. Ben de her günün sonunda evimde takvime “iyi bir gündü” ya da “kötü bir gündü” yazmaya karar verdim. O gün iyi bir günse küçük sarı bir yapışkanlı kağıtla üzerine yazıyorum:

“Bugün bir sokak kedisini veterinere götürdüm.”

“Arkadaşlarımla kahve içim.”

“Bugün annemi aradım,” diye not alıyorum. İşte bir sıkıntı yaşadıysam ya da iyi geçmemişse o gün “Kötü bir gün yazıp” geçiyorum. Kötüleri hatırlamak istemiyorum. Neden biliyor musunuz? İyi günleri daha çabuk unutuyoruz. Çok güldüğü şeyleri değil, çok üzüldüğü, çok ağladığı şeyleri unutmaz insan. Neden mi? Kindarlık doğuştan gelen bir özellik sanırım. Hayatın getirdiklerini kabullenemiyoruz. Aslında hayat kimseye adil davranmıyor; ama biz hep kendi üstümüze alınıyoruz. Acıklı olaylar daha çok etkiler insanı. Yıllarca arkadaşlık yaptığınız birisi size bir kere kötü davransa o arkadaşlık sallanır. Hani nerde eski anılar? Nerede o çok güldüğümüz günler? O yüzden ben de iyi günleri hatırlamak için takvimime not alıyorum. Bir ayın sonunda ne kadar çok sarı kâğıt varsa “Ne güzel bir ay geçirmişim,” diyerek mutlu oluyorum. Yoksa unutuyor insan iyi anıları. Ne diyor şair “İkimiz birden sevinebiliriz, göğe bakalım.” Gökyüzüne bakmak bile mutlu edecekken hep acıları seviyoruz, mutsuzluktan besleniyoruz. Hayat, insana mucizeleri için yaratılmış aslında ama biz kötü anların bekçisiyiz sanki. İşte hep bunları düşünüyorum.”

Bir sessizlik oldu sonra. Oyuncağını kaybetmiş çocuk gibi boynunu büktü. Yere baktı uzun uzun. Yerdeki halının üstünde duran lekeleri ayakkabının ucuyla çıkarmaya çalıştı. Bir süre durdu öyle. Ardından kaldırdı kafasını.

Nasıl anlamadım? Haklısınız. Hep bunları düşündüğüm için buradayım, doğru. Biraz daha az düşünürsem buradan çıkabilirmişim öyle dedi beyazlı dün sabah. O zaman gökyüzüne sınırsız zaman bakabilirim. O zaman mutluluğum sarı kağıtların sayısı ile ilgili olmaz. Burada çıktığımda en çok beni ne mutlu eder bunu düşüneceğim biraz da. Yarın da bunu konuşalım mı? Tamam teşekkür ederim. Ben şimdi gidiyorum. Teşekkür ederim bu güzel sohbet için.”

5 dakika 18 saniye süren konuşmanın sonunda oturduğu sandalyeden kalktı, üstünü düzeltti. Kapıya doğru yürüdü. Camdan onu izleyen mavililer hemen kapıdan çekildi.

Kapıyı açtı. Mavilileri gördü. “Kolay gelsin,” diyerek geldiği koridordan yavaş adımlarla geldiği odaya gitti. Kapısını yavaşça açtı, bembeyaz odaya girdi ve kapıyı yavaşça kapattı.

“Neden buna izin veriliyor. Aslında odadan çıkmaları yasak değil mi?”

“O izinli neden bilmem. Hiç sormadım da. Hepsinin ayrı bir hikayesi var baktığında. Doktor hanım izin vermemi söyledi, takip et dedi ben de öyle yapıyorum. Her gün odasında giyinip hazırlanır çıkar. Bu odaya gelir. Aynanın karşısındaki sandalyeye oturur. Konuşmaya başlar. En fazla 20 dakika kalıyor zaten. Bazen günde iki kere gelir. Konuşup konuşup gider. Bazen bağırır aynaya baka baka. Bazen odanın içinde yürüyerek konuşur. Konuşma bitince hep rahatlamış ve daha sakin çıkar odadan. Bak gelirken hızlı hızlı gelmişti, ama yavaş yavaş gitti.”

“Kim bilir ne yaşadı? Kimi kimsesi yok mu ki garibin?”

“Bir gün böyle konuşurken “Yalnızlıktan, hep geçmişi düşünmekten, acılarımdan vazgeçemiyorum. Anla artık,” diyerek çıkıp gitmişti. Aynayla konuşuyor ha. Aslında kendiyle. Kendiyle derdi var gibi. Aslında hepimizin öyle değil mi? Neyse… Yalnızlıktan delirmiş derdim ama öyle mi bilmem tabi… Buradaki her insanı görmeye birileri geldi. Ama onu görmeye kimse gelmedi. 8 aydır burada bir kişi bile gelmedi. En son dayanamadım da Doktor hanıma sorduğum. “Onun derdi kendiyle, bu yüzden onu kimse dert edinip görmeye gelmiyor.” dedi. Ne demek istedi anlamadım ama üzüldüm de.

“Vay be… Ne hayatlar var.”

“Daha dur bugün ikinci günün. Daha neler göreceksin.” diyerek elindeki süpürgeyle yeri silmeye devam etti…

Esra BULUT

Yazar Esra BULUT

Antalya doğumlu Esra Bulut, Hacettepe Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği Bölümünü bitirmiştir.Antalya'da özel bir okulda sınıf öğretmeni olarak çalışmakta, aktif olarak da Yaratıcı Drama Eğitmenliği ve Çocuklarla Felsefe Eğitmenliği yapmaktadır. Lise yıllarından beri yazı yazan Esra Bulut üç yıldır çocuk kitapları üzerine çalışmaktadır. 2022 yılının Şubat ayında Mutlu Hayvanlar Ormanı serisinin ilk kitabı olan Üstümdeki Uykucu adlı kitabı yayınlanmıştır. Bunun yanında yazımı devam bir romanı bulunmaktadır.Yakın zamanda çekimleri başlayacak olan bir kısa film senaryosu da yazmıştır.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Üç mevsim bir kış bilgisi

Ruhun Düşü-şü