in

KADINLAR ÜLKESİ

KÜNYE

Eser Adı: KADINLAR ÜLKESİ

Yazar: CHARLOTTE PERKINS GILMAN

Yayınevi: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitap Editörü: Tülin ER

Düzeltici: Eda OKUYUCU

Sayfa Sayısı : 193

Tür/Hedef Kitle: Kurgu/ Fantastik/13 +

Her zamankinden farklı olarak bu defa yazardan bahsederek başlamak istiyorum. Zira bu ayın kitabı olarak seçtiğim Kadınlar Ülkesi’ni daha iyi anlayabilmek için yazarın duygu dünyasını şekillendiren entelektüel geçmişi hakkında fikir sahibi olmak faydalı olacaktır.

Kadınlar Ülkesi’nin yazarı CHARLOTTE PERKINSGİLMAN, 1860-1935 yılları arasında yaşamış döneminin feminist yazarlarındandır. Çocukluğu fakirlik içinde geçmiş ve çoğunlukla da halalarıyla yaşamıştır.

Üç halasından biri ünlü süfrajet – 20. yüzyılın başlarında Birleşik Krallık ve ABD’de ortaya çıkan çoğunlukla orta sınıf kadınların başını çektiği pasif direniş, kamu toplantılarını bölme, açlık grevi yapma gibi yollarla kadınların seçme ve seçilme hakkını savunan, az çok organize olmuş radikal kadın hakları savunucuları diğeri eğitmen, bir diğeri ise Tom Amca’nın Kulübesi kitabının yazarı Harriet Beecher Stowe’dur.

                                CHARLOTTE PERKINS GILMAN

Dağı Yerinden Oynatmak, (1916) Bizim Ülkemizde adlı kitapları da yazarın eserlerinden bazılarıdır. 1932 yılında konulan kanser teşhisinin ardından, 1935 yılında yaşamına son vermiştir.

İnceleme konumuz olan eseri Kadınlar Ülkesi, 1909-1916 yılları arasında editörlüğüne de yaptığı The Forerunner dergisinde tefrika halinde yayınlanmıştır.

Kitap, üç maceracı genç adamın dünyanın farklı diyarlarını keşfe çıktıkları bir gezide, yollarının sadece kadınların yaşadığı gizli bir ülkeye düşmesi ile başlar.

Okuyucu, eser boyunca gözlerden uzak kalmış bu gizemli ülkenin tüm sistemi hakkında bilgi sahibi olmakla kalmaz, aynı zamanda bildiğimiz Dünya ile yapılan çarpıcı karşılaştırmalarla da sarsılır.  

Erkek karakterler farklı kişilik yapılarıyla özellikle seçilmiştir. Terry zengin, maceraperest, sosyal, kadınları ve eğlenceyi seven, kurallardan ve bağlanmaktan hoşlanmayan; ama iş kadınlara gelince onlardan tüm bireyselliği terk ederek ve dişiliklerini öne çıkararak erkeğine itaat etmesini bekleyen bir karakter olmasına karşın, Jeff uyumlu, nazik ve meleksi kişiliği ile karşı türle kendi türünün bazı özelliklerini aşağılayacak kadar hızlı empati kurabilen bir karakterdir.   

Öyküyü anlatan Van ise; her iki karakter arasındaki denge ve mantığın temsilcisi olarak bu yeni Dünya’yı daha nesnel bir bakış açısı ile bize tanıtmaktadır.

Kadınlar ülkelerine gizlice giren kaşiflerden emin olana dek onları güvenli alanlarda tuttuktan sonra, bir yıl boyunca, hem kendi ülkeleri hakkında onlara bilgi verirler, hem de özgürlüklerini zarifçe kısıtladıkları tutsaklarından onların dünyaları hakkında bilgi alırlar.

Anlattıklarına göre, büyük bir savaş ve ardından gelen iç savaş sonrasında, tüm erkek türünün yok olduğuna ilişkin başlangıç hikayeleri 2000 yıl öncesine dayanmaktadır.

Her şeyin yıkılıp yok oluşundan sonra kurdukları sistemde, disiplinli bir iş bölümü sayesinde eğitim, sağlık ve bilim alanlarında büyük bir ilerleme yaşamış, yıllar içinde de toplumun her bireyinin kendisini büyük ailenin bir parçası gibi hissettiği, her çocuğun toplumun çocuğu olarak gözetildiği ve en nihayetinde de anneliğin kutsandığı bir dünya haline gelinmiştir.

Başka hiçbir toplumla iletişimleri olmamasına karşın, dünyayı ve evreni, algılayış biçimleri, keskin zekaları, önyargısız bakışları, sorunları tespit edip çözüm bulma yöntemleri şaşırtıcı derecede etkileyicidir.

Yazar bilgi alma ve analiz etme yöntemlerini şu satırlarla ifade eder:

Farklı kadınlar farklı zamanlarda farklı sorular sormuştu ve hiç sezdirmeden bütün cevaplarımızı bir yapboz gibi birleştirerek, bizde hastalıkların yaygınlığına ilişkin bir tür çizelge çıkarmışlardır….

Öyle ki sigorta ve bunun gibi zararsız şeyler hakkında sorular sorarak dünyamızdaki tehlikelerin birçoğunu madde madde sıralamışlardı.”

Kitap ilerledikçe cezalandırmanın, öfkelenmenin ve şiddetin olmadığı bu topraklarda, erkek türü olmadan çocuk sahibi olmanın da bir tür ruhsal bir talep ve kabul ile gerçekleşmeye başladığını anlarız.

Ayrıca kusursuzca yürüyen sistem sayesinde, ülkenin kendiliğinden ortaya çıkan sorumluluk bilinci ve iş bölümünün yanı sıra yazılı olmayan kuralları içeren toplumsal bir sözleşmeyle idare edildiğini de fark ederiz.

Buna karşın, bazı hayvan türlerinin ihtiyaç olmadığı için sona erdirilmesi, kadınlıktan çok anneliğin kutsanması, erkek ve dişi arasındaki her türlü etkileşimden habersiz bir toplum oluşları bize biraz yabancı gelir.

Öte yandan üç kafadarın bile kolaylıkla bulabileceği bir ülkenin yüzlerce yıl nasıl gizli kaldığı sorusu, kitap boyunca okuyucunun zihninde öylece asılı kalır.

Birkaç konu dışında yazarın hayal dünyasında yarattığı kusursuz Dünya tıkır tıkır işlemektedir. Bu sayede insanın nihai amacı olan huzur ve barış içinde bir arada yaşama hayalinin somutlaşmış bir versiyonunu ilginç ayrıntıları da gözler önüne serilir.

Yazar anlatıcı Van’ın ağzından Kadınlar Ülkesi’ni, “Çok eskiden kurulmuş, kusursuz idare edilen bir kır evindeki güzel bir aile gibi.”  diyerek tanımlar.

İki bin yıl boyunca erkek türü olmadan yaşayan, hükmedilmemiş, cinsiyeti ve fiziksel farklılıkları nedeniyle zayıflıkla suçlanmamış, tacize ya da ayrımcılığa uğramamış bir kadın ırkı, elbette bildiğimiz Dünya kadınının bakış açısından oldukça uzaktadır.

Kâşif üç erkeğin ve kadınların bir yıl süren karşılıklı konuşmaları sırasında, gelişmiş bir zeka ve muhakeme yeteneğine sahip kadınların kolaylıkla analiz ettikleri ve merakla öğrenmek istedikleri konulardan biri de, erkeklerin dünyasındaki, Tanrı ve insan doğası ile ilgi konulardır.

Dünya dinleri hakkında aldıkları bilgileri üst üste koyup, “deyim yerindeyse ortalarından bir raptiye ile tutturdukları” bir tablonun sonunda, kendi yaratıcılarını “Her Yere Yayılan bir Kuvvet” olarak tanımlamaları ise yazarın bazı dünya kültürlerinden, örneğin Sufizm, Budizm veya Taozim gibi mistik bakış açılarında etkilenmiş olabileceğini göstermektedir.

Son olarak kitap, Van’ın karısı Eledor’u kendi dünyasına götürmek üzere hazırlık yaptıkları bir zamanda bitmektedir. Bu bitiş, yazarın kitabın devamını yazmak istediği izlenimi de uyandırmaktadır.

Dünyamızdan apayrı bir sisteme sahip Kadınlar Ülkesi ile buluşmak, farklı bakış açılarını görmek, şaşırtıcı ayrıntılarla dolu huzurlu ve mutlu dünyayı keşfe çıkmak isterseniz, Türkiye’nin en prestijli yayınevlerinden biri tarafından yayınlanan ve girişte görseli bulunan versiyonu veya diğer baskılarını okuyabilir yada sesli kitap olarak; aşağıdaki linkten dinleyebiliriz.

Ayrıca, süfrajet/kadın hareketini anlatan muazzam bir hikaye ve oyuncu kadrosuna sahip, Türkçeye “Diren” olarak çevrilen filmi de keyifle izleyebilirsiniz.

Semra AKSOY

Yazar Semra AKSOY

Semra AKSOY, 1974 yılında Dinar’da doğdu. Doğduğu toprakların büyüsünden mi bilinmez, edebiyata ve tarihe ilgi duydu. Okuma yazma öğrendiğinden beri de, hep okuyup yazdı. Yolu Hukuk Fakültesine düşünce, bu defa adaletin ve yasaların gözünden bakmaya başladı hayata. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra büyük bir kurumsal şirkette ve daha sonra da kendi ofisinde sürdürdüğü 20 yıllık meslek hayatı boyunca da işi gücü okuyup yazmaktı. Mesleği ona kendini yazılı ve sözlü ifade etme yeteneği ve gücü verdi. Ayrıca kişiliğine paha biçilmez bir özgüven de kattı.
Öteden beri, kitaplara ve sosyal konulara olan ilgisi nedeniyle; Edebiyat, Tarih, Arkeoloji, Antropoloji, Dinler Tarihi, Siyaset, Felsefe, Sosyoloji ve Psikoloji gibi sosyal bilim alanlarında okuduklarına, Uzay-Zaman, Fizik, Ekolojik Sistemler ve Doğa Bilimlerini de ekledi. Giderek artan Bilimkurgu/Fantastik, Ütopya/Distopya, Ezoterik, Spritüel ve Metafizik konulara olan merakı da bunlara ilave olunca, dolan küpü en nihayetinde taştı ve İkinci Adam Yayınevi tarafından yayınlanan kitabı “TEK ZAMAN”2022 yılının ilk günlerinde fantastik severlerle buluştu.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

DENİZCİLİK BAYRAMI

ATEŞİN GÖLGESİ YOKTUR