in

SİYAH TELEFON – BLACK PHONE

SİYAH TELEFON – BLACK PHONE

Ülkemizde bu yaz gösterime giren Siyah Telefon (Black Phone) korku-gerilim türünde, IMDB: 7.0 puanıyla dikkat çeken bir film. Yönetmen koltuğunda ise sinema severlerin Doctor Strange, Sinister, Deliver Us From Evil ve Exorcism Of Emily Rose filmlerinden hatırlayabileceği Scott Derrickson oturuyor. Filmle ilgili ilginç bir detay da, Stephen King’in oğlu Joe Hill’in kısa hikayesinden uyarlanmış olması. Gerilim türünde kısa hikayeler yazan biri olarak haset etmeden geçmeyeceğim . King soyadını kullanmıyor gibi gözükse de biz dahil herkes Stephen Bey’in oğlu olduğunu bildiğine göre, hikayelerinin tüm dünyaya ulaşmasında babasının şöhretinden dolayı avantajlı olduğunu kabul etmesini rica ederim.  Filmle ilgili kısa girişimizden ve ufak gıybetimizden sonra içeriğe doğru bir göz atalım .

Sizin de kabul edeceğiniz üzere hepimizin hayatta farklı korkuları var. Bir gün evimizde yalnızken kapıyı zorlayan bir hırsızla mücadele etmek zorunda kalsak nasıl bir korku duyacağımızı kestirebiliyoruz. Ancak bu durumda evde korumak zorunda olduğumuz bir de çocuk olsa, duyacağımız korkunun bir öncekinden daha çok olacağını tahmin edersiniz. Hollywood da son dönemde bunu kullanarak gerilim filmlerinde çocuk temasından oldukça faydalanıyor. Siyah Telefon da bu açıdan çocukları merkeze alan ancak bununla birlikte aile, kardeşlik, akran zorbalığı, telepati, televizyonun şiddete katkısı gibi pek çok konuyu da aynı anda işleme kaygısında olan bir film. Kişisel görüşüm çok fazla konuyu ele almaya çalışan filmler ve kitaplar insanda matematiksel kurgunun verdiği bir inorganiklik hissi uyandırıyor.

1970’lerde geçen filmimizde kahramanlarımız Finney ve Gwen isimli iki kardeş. Finney oldukça içe kapanık, okulda zorbalığa uğrayan bir çocuk. Kız kardeşi Gwen ise annesinin telepati yeteneğini almış özel birisi. Annelerini kaybetmiş olan çocuklar kendilerine karşı sert davranan alkolik babaları ile yaşamak zorundalar. Bu sırada kardeşlerin yaşadığı bölgede, benzer yaşlardaki çocuklar kaybolmakta, Grabber isimli katil üzerine söylenenler herkeste korku yaratmaktadır. Kardeşlerin, arkadaşlarının kaybolmasına duyduğunu üzüntü sürerken, Finney de Grabber’in hedefi olmaktan kurtulamaz ve o da kaçırılır. Hapsedildiği bodrum katında, farklı boyutlarla iletişim kurmasını sağlayan kabloları kesik siyah bir telefon dışında, hiçbir yardımcısı olmayan Finney’in hikayesi bazı sahnelerde izleyiciyi oldukça geriyor. Grabber’ın taktığı maskeler, loş aydınlatılmış depo ve yer yer dönemin renklerini yansıtan görüntüler de filmin başarısına katkı sağlayan unsurlar. Finney’in kardeşi Gwen’in annesinden aldığı duru görü yeteneği ile istiareye yatarak ipucu yakalamaya çalışması filme renk katsa da buradaki dini bağlantı filmin zayıf kısmı. İstiare öncesi önüne açtığı şamanik temalı bir set içinde yer alan İsa yazısı ve Hz. Meryem’in resmi ile dua eden Gwen’in, kardeşi Finney ile ilgili ip ucu yakalamayınca Tanrı’ya bağırması biraz sırıtmış bana göre.

Gerilim okumayı ve yazmayı seven biri olarak türün içine korku teması girdiğindeki metafizik öğelerin işin heyecanını kaçırdığını düşünmekteyim. Dünya çapında hayran kitlesi olan Stephen King gibi yazarların romanlarında da olayın metafizik öğelere bağlayarak sonuçlandırması bana kolaya kaçmak gibi geliyor. Bu yüzden bence filmin sadece korku türünde bırakılmayıp gerçekçi gerilim öğeleri ile desteklenmesi yerinde bir hareket olmuş.

Filmde Teksas Katliamı ve Bruce Lee filmlerine yönelik yapılan göndermeler aslında çevresel faktörlerin çocukların şiddete yönelmesinde ne kadar çok katkı yaptığını anlatmaya çalışıyor. Buna yönelik özellikle ebeveynlerin Hacıyatmaz Deneyi’ni (Bobo Doll Experiment) incelemelerini öneririm. Deneyde çocuklar bir sınıfta oynarlarken içeri giren başka bir çocuk hacıyatmaza vurarak birkaç agresif söz söyler. Daha sonra aynı sınıftaki çocuklar başka bir sınıfa alındığında hepsi oyuncak olarak sert ve sivri nesneleri seçerek, vurmalı oyunlar oynamaya diğer bir söyleyişle şiddet göstermeye başlarlar. Deneyin sonucu ortaya konuyor ki çocuklar olumsuz görüntüleri çok kısa bir an gözlemlemelerine rağmen bu kadar şiddet göstermeye hazır hale geliyorlarsa, izledikleri filmlerin onların kişiliklerinde yaratacağı olumsuz etkiler çok daha korkunç olacaktır. Siyah Telefon boyunca da çocuklar arasındaki kanlı kavgaların neden kaynaklandığı ve ilerisinin ne gibi sonuçlar doğuracağı mesajı arka planda hep işlenmekte. Finney’in iç kapanık oluşu ve Grabber’ın filmin sonunda maskesi çıktıktan sonra duyduğu rahatsızlık, kişiliğin başlangıç ve bitiş temsilleri gibi durmakta.

Özetleyecek olursak Siyah Telefon pek çok korku filmine göre gerçekçi gerilim öğeleri ile acele etmeden sakin adımlarla ilerleyen bir film. Renkleri ve karakterleriyle film bir bütünlük içinde geçiyor. Ben IMDB puanını hak ettiğini düşünüyorum. Bir baba olarak filmdeki mesajları kendi adıma dikkate aldığımı da belirtmeliyim.

Çocuklarımızı şiddet öğelerinde uzak yetiştirerek, dünyadaki toplumsal kötülüğün bir parçası olmalarını engelleyebilmek dileğiyle herkese iyi seyirler dilerim.

Alperhan BENLİOĞLU

Yazar Alperhan BENLİOĞLU

1984 yılı Ankara doğumludur. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fizik Bölümü ve Anadolu Üniversitesi İktisat Bölümü mezunudur. ASELSAN’da 12 yıl Proje Yöneticisi olarak görev yaptıktan sonra, kariyerini PROWIN Danışmanlık’ta Genel Müdür Yardımcısı olarak sürdürmektedir. Basılmış çalışmaları aşağıdaki gibidir.

• Luna Yayınları 2. Küçürek Öykü Yarışması Mansiyon Ödülü (Kara Kedi Beni Üzme)
• Luna Yayınları 3. Küçürek Öykü Yarışması Mansiyon Ödülü (Kör Horoz)
• Luna Yayınları Öykü Kumbarası (Kan Bebekleri)
• Luna Yayınları Luna'nın Yolculuğu (Sihirli Midye Macerası)
• Fişek Enstitüsü Çocuk İşçilik Öykü Yarışması Mansiyon Ödülü (Hayat Çırağı)
• Simit, Çay ve Edebiyat Dergisi Şiir Yarışması (Simit Çay ve Üçgen Peynir
İsimli Şiirim Dergide yayımlanmaya hak kazandı)
• Güncel Sanat Dergisi Şiir Yarışması (Hiç Şiirim Güncel Sanat Şiir Kitabında
Yer Almaya Hak Kazandı)
• Sihirli Maceralar Kitabı

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

BENİM YERİMDE OLMANIZA GEREK YOK, BEN ZATEN YAŞAMAM: MİRALAY REŞAT BEY

İNSANLIK MAKİNELERE KARŞI