in

Ben Yazar mıyım?

Ben Yazar mıyım?

Bu ay yazmak istediğim mesele, atalarımız ile ilgili bir yazı idi; ancak, yazım Kukumav Dergisinde yayınlanıp, ben de yazar olarak tanımlanınca farklı bir duygu ve soru oluştu içimde. Ben yazar mıyım?

Yazar denilince benim aklıma Dostoyevski, Hemingway, Tolstoy, Dickens, Zola, Tanpınar, Safa, Kemal, Pamuk, Livaneli vs geliyor. Bana göre bu isimlere yazar deniyorsa, ben “Y” bile değilim. Akademisyen olduğumdan bilimsel makaleler yazıyorum ve evet bazen de içimden geçenleri deneme yazıları haline getiriyorum, amatör bir şekilde.

Türk Dil Kurumu’na göre, yazar şu şekillerde tanımlanmış.

1. Bilim, edebiyat, sanat alanlarında kitap yazan veya kitap hazırlayan, bir eseri ortaya koyan ve eserin sahibi olan kimse, kalem erbabı, müellif.

2. Özellikle gazete ve dergilerde herhangi bir konuda yazı yazan kimse, kalem erbabı, muharrir.

3. Yazma özelliği olan.

Yukardaki saydığım yazarları “kalem erbabı” diye tanımlayacak olursam ben de ancak “yazma özelliği olan” biri olarak tanımlanabilirim, sanıyorum.

Aslında iyi bir okur olmaya çalışıyorum. Kalem erbaplarının yazdıklarını bir çiçeğin susadığında su içmesi gibi kana kana içmek istiyorum. Ancak okuduklarım bana yetmiyor, okumaya doyamıyorum.

Alın size edebiyat membaından satırlar.

Fyodor Dostoyevski sevmek hakkında Beyaz Geceler kitabında şöyle bir cümle eder: “Sevmek, güzel birine âşık olmak değil, o kişide bilmediğin bir zamanın, beklenmedik bir anında kendini bulmaktır.” Lev Tolstoy Anna Karenina’sında aşk acısından bahsederken “Bu acıyla da aynı şey olacak, zaman geçecek ve umurumda olmayacak,” der. Zülfü Livaneli Serenad kitabında “Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz sarıl bana dedikten sonra, sarılmanın ne anlamı kalır!” diye duygularını anlatır kahramanın. Orhan Pamuk “Kafamda bir tuhaflık var. Ne yapsam bu alemde yapayalnız hissediyorum kendimi,” diyerek Kafamda Bir Tuhaflık kitabının başlığını da koyar aslında. Ernest Hemingway Çanlar Kimin İçin Çalıyor? kitabının kahramanı Jordan’ın sesinden “Ama yaşamak, bir tepenin yamacında rüzgarda salınan bir buğday tarlasıydı. Yaşamak, gökyüzünde dolanan bir atmacaydı. Yaşamak, tahılın savrulduğu, samanların uçuştuğu harman yerinde, tozlar içinde duran toprak bir testideki suydu. Yaşamak, bacaklarının arasındaki bir attı ve bacaklarından birisinin altındaki karabinaydı, bir tepeydi, bir vadiydi, vadinin uzak kıyısında, kenarında tepelerin ötesindeki ağaçların uzandığı bir dereydi,” der. Peyami Safa Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nda “Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişemeyeceğinden korkuyorum. Kendi kendime karşı çok borçlandım. Kendime vadettiğim şeyleri yapmazsam utancımdan aynaya bakamayacağım.„” diye yazar.

Bu edebi satırları okurken, benim sanki beynimde bir yerlerde keman çalıyor ya da çok güzel bir manzara izliyor gibi hissediyorum. Nasıl anlatsam bilemiyorum? Kelimelerden oluşan bir dünyada dans etmek gibi. Benim için yazmak, bu okuma eyleminin getirdiği bir doluluk ve bu doluluğun taşması neticesinde gerçekleşen bir eylem oldu. Sanırım okudukça insan doluyor ve bir yerde taşmak ve diğer insanlara ulaşmak istiyor.

Türkiye’de okur sayısı ile yazar sayısı nerede ise aynı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun yaptığı kitap okuma alışkanlıkları hakkındaki araştırmaya göre, Türkiye’de yaklaşık 45-50 bin başlıkta kitap basılıyor imiş. Bunun 15 bin kadarı edebiyat alanında, diğerleri ders kitabı ya da dini içerikli imiş. Okunanların, %65’i aşk içerikli, %24’ü siyasi içerikli, %13’ü düşünce %7’si ise kişisel gelişim içerikli kitaplar imiş.

Türkiye’de insanlar günde sadece 1 dk kitap okuyormuş. Bunun aksine televizyon izleme süresi 6 saat, internette geçirdiği zaman ise 3 saat. Ne kadar büyük bir tezat bu! Okuma alışkanlığında dünyada 86. sıradaymışız.

Bu durumda benim bu yazım ne kadar okunur ne kadar etkili olur bilemiyorum. Bu istatistiki bilgilerden anladığımız ise okumayı sevmeyen bir yapımız olduğudur. Benim bile 2020 yılındaki kitap okuma sayım 107 kitap iken, geçen yıl 89’a düştü. Sayfa sayısı olarak 2020’de 30 bin sayfa idi, geçen yıl 22 bin sayfaya düştü. Edebi içerikli olanları kastediyorum. Bunun üç-dört katı da bilimsel içerikli okumuşumdur.

Hal böyle iken zaman ayırıp bu yazıyı okuyan insanlara binlerce kez teşekkür ederim. Genel çoğunluğun dışına çıktınız ve sanırım 5 dk kadar okuma eyleminde bulundunuz.

Kitapla kalın, meraklı kalın…

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

SEVDA SENİN YÜREĞİNDE

Faniliğin Ölümü