in

BENİM YERİMDE OLMANIZA GEREK YOK, BEN ZATEN YAŞAMAM: MİRALAY REŞAT BEY

BENİM YERİMDE OLMANIZA GEREK YOK, BEN ZATEN YAŞAMAM: MİRALAY REŞAT BEY

Kurtuluş Savaşı’mızın son aşaması olan Büyük Taarruz’un ilk günü sona ermekteydi. 57. Tümen Komutanı Miralay Reşat Bey, çadırında kurmaylarıyla günün değerlendirmesini yapmakta; alınan yerleri haritada işaretlemekteydi. Tümen komutanları kendi aralarında fikir alış verişi yaparken karargâh çadırındaki telefon çaldı. Arayan Ordu Komutanı Sakallı Nurettin Paşa idi:

“- Reşat Bey tepe neden alınamadı. Tepe ne zaman alınacak?”

Reşat Bey kısa bir duraksamadan sonra:

“- Yarın 12:00’a kadar tepe alınmış olacak”

Sakallı Nurettin Paşa ile Miralay Reşat Bey arasındaki konuşma aşağıdaki şekilde devam eder:

“- Tepe yarın 12:00’a kadar alınamazsa ben sizin yerinizde olsam yaşamam”

“- Sizin benim yerimde olmanıza lüzum yok. Ben zaten yaşamam.”

Bu konuşma Kurtuluş Savaşı’mızın son evresi olan Büyük Taarruz sırasında Ordu Komutanı Sakallı Nurettin Paşa ile ömrü savaş meydanlarında zaferden zafere koşan, bu savaşlarda çok kez yaralanan, esareti gören; ancak, yılmayarak ömrünü vatan savunması için feda eden 57. Tümen Komutanı Albay Reşat Çiğiltepe arasında geçmiştir (1).

Yüzüncü yılını kutladığımız Büyük Taarruzun önemli cephelerinden biri olan Çiğiltepe’nin alınmasında sorumluluk bilinci ve fedakârlığı ile öne çıkan Albay Reşat Çiğiltepe’yi bu yazımızda tanıtmaya çalışacağız.

Miralay Reşat Bey Kimdir?

Reşat Bey, Mutasarrıf Ziya Paşa ve Şevkiye Hanımın ikinci çocukları olarak 1879 yılında İstanbul’da doğdu. Ağabeyi Mehmet Fuat Bey’in asker olmasından esinlenerek kendisi de vatan savunmasında görev almayı arzu ederek, 29 Nisan 1893 yılında harp okuluna girdi (2). 

Başarılı geçen üç yıllık öğrenim sonrasında da 28 Ocak 1896 yılında mezun olarak ilk görev yeri olan Selânik yakınlarında konuşlu bulunan 3. Ordu 17. Fırka 65. Alay 2. Bölük komutan yardımcılığına atandı.

1899’da Mülazım-ı Evvel rütbesine terfi edene kadar burada kalan ve hizmetlerinden dolayı Mecidî Nişanı ile taltif edilen Reşat Bey, 8 Mayıs 1899’da Mülazım-ı Evvel, 1 Ağustos 1904 tarihinde de yüzbaşılığa terfi etti. II. Meşrutiyetin ilânı ile İstanbul’a gelerek 2. Ordu emrine giren Reşat Bey, 1910 yılında çıkan Arnavutluk İsyanı’nın bastırılması için “Dire (Arnavutluk) Divan-ı Harbî Örfî Teşkilatı” na üye olarak atandı.

26 Mart 1912 tarihinde ‘kolağası’ yani kıdemli yüzbaşı rütbesine terfi eden Reşat Bey, Balkan Savaşı’nın patlak vermesi üzerine Garp Ordusu emrinde hizmet vererek; burada Sırp ve Yanyalılar ile girdiği çatışmalarda üstün hizmetlerde bulundu ve Yanya Kalesi savunmasındaki başarısı dolayısıyla da 16 Şubat 1913 tarihinde binbaşılığa terfi etti.

I.  Dünya Savaşında Reşat Bey ve Esir Düşmesi

I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Çanakkale’ye tayin edilen Reşat Bey, burada 30 Haziran 1915 – 9 Şubat 1916 tarihleri arasında 1. Tümen 70. Alay 3. Tabur Kumandanlığı görevini ifa etti; Zığındere ve Anafartalar muharebelerindeki yararlılıklarından ötürü de Harp Madalyası ve Alman Madalyası ile ödüllendirildi.

16 Mart 1916’da Kafkas Cephesi’nde bulunan 2. Ordu 8. Tümen 17. Alay Kumandanlığı’na tayin edilir ve görevi devralmak üzere yola çıkar. Fakat,  4 Nisan 1916’da Mustafa Kemâl Paşa’nın emri ile Muş Cephesi’nde bulunan 8. Tümen emrine verilir. Burada cereyan eden Kafkas Muharebeleri’ndeki üstün hizmetlerinden dolayı kaymakam (yarbay) rütbesi ile ödüllendirilirken, komuta ettiği 17. Alay da altın ve gümüş imtiyaz madalyaları ile taltif edilir.

1918 yılının Temmuz ayında Yıldırım Orduları Grubu Fırka Kumandanlığı’na tayini çıkar, Ağustos 1918’den esir düştüğü Eylül 1918’e kadar 7. Ordu 20. Kolordu 53. Fırka Kumandanlığı görevini ifa eder. Bu görevi sırasında, 21 Eylül 1918 tarihinde 8. Kolordunun Masaşana bölgesinin doğu ve batı kıyısındaki tepelerin işgal edilmesi emri üzerine fırkası ile harekete geçer. Ancak bu sırada 22 – 23 Eylül 1918 tarihinde bir İngiliz Süvari Birliği tarafından maiyetiyle birlikte Şeria Nehri civarında esir alınır.

Esaretten Dönüş

Yaklaşık bir yıllık esaretin ardından 23 Kasım 1919 tarihinde esir bulunduğu Mısır’daki Seydibeşir Kampı’ndan dönen Kaymakam Reşat Bey, 14 Aralık 1919 tarihinde İstanbul İkinci Sıkıyönetim Askerî Mahkemesi üyeliğine atanır. Henüz Anadolu’da yeni başlamış Milli Mücadele’ye katılmak üzere dilekçe verip bu görevinden ayrılır ve Kurtuluş Mücadelesi’ne katılmak üzere Anadolu’ya geçer.

Milli Mücadele’de Reşat Bey

Ülkenin en buhranlı döneminde İstanbul’daki görevinden ayrılarak vatan savunması için Anadolu’ya geçen Reşat Bey, ilk önce 6 Ocak 1920 tarihinde 7. Ordu 20. Kolordu Eskişehir Mıntıka Kumandanlığı görevinde bulunur.

Daha sonra kendi isteğiyle daha iyi hizmet vereceğini düşündüğü için Doğu Cephesinde Erzurum’da konuşlu 15. Kolordu Komutanlığı emrinde vazifeye başlar. Burada 1920 – 1922 arasında sırasıyla Doğubayazıt 11. Kafkas Fırka Kumandan Vekilliği, Iğdır’da kısa süreliğine 1. Fırka Kumandan Vekilliği, yine kısa süreliğine mürettep ve 2. Kafkas Tümeni Kumandanlığı görevlerini yerine getirir. 30 Ocak 1922 tarihinde Mustafa Kemâl Paşa’nın emriyle asaleten 11. Kafkas Tümeni Kumandanlığı’na atanır.

1 Mart 1922 tarihinde rütbesi miralaylığa (albay) yükseltilen Reşat Bey’in 11. Kafkas Tümeni’nin numarası da değiştirilerek 21. Tümen adıyla isimlendirilir ve Batı Cephesi Komutanlığı emrine verilir.

16 Nisan 1922 tarihinde 21 Tümenin lağvedilmesi ve 57. Piyade Tümeni Kumandanı’nın görevden alınması neticesinde Mustafa Kemâl Paşa’nın emriyle 57. Tümen Kumandanı olarak atanır.

57. Tümen Kumandanı iken 27 Ağustos 1922 tarihinde Büyük Taarruz sırasında Çiğiltepe’nin alınması sırasında birliğinin emredilen saatte hedefine ulaşamamasından dolayı büyük üzüntü duyarak yaşamına son verir.

Madalyaları

Soyadı Kanunu’nun çıkmasından sonra bizzat Mustafa Kemâl Atatürk tarafından kendine ve ailesine “Çiğiltepe” soyadı verilmiştir.

Albay Reşat Çiğiltepe 43 yıllık yaşamına sayısız başarı ve kahramanlık öyküsü sığdırmış;  4.ve 5. Rütbeden Mecidi Nişanı,  1. Cihan Harbi Harp Madalyası,  Muharebe Gümüş Harp Liyakât Madalyası, Avusturya – Macaristan İmparatoru tarafından verilen Üçüncü sınıf Liyakât-î Askerî Madalyası, Alman İkinci Sınıf Demir Salip Madalyası, Tahlisiye Madalyası ve İstiklâl Madalyası ile ödüllendirilmiştir.

Büyük Taarruz ve 57. Tümenin Görevi

Altı asır boyunca dünyaya hükmeden Osmanlı İmparatorluğu, yirminci yüzyıla adeta beyin ölümünü bekleyen bir hasta gibi bitkisel hayatta girmişti. İmparatorluğu yeniden ihtişamlı günlerine döndürmek için on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında başlayan ve yirminci yüzyılın ilk on yılında devam eden yenileşme hareketleri, devlete eski gücünü kazandırmasa da özellikle eğitim alanlarında yapılan çalışmalar ile Cumhuriyeti kuran kadroların yetişmesini sağladı.

Bu kadro ile başlatılan Kurtuluş Savaşının en önemli aşaması ise düşmana vurulan son darbe olan Büyük Taarruzdu. Türk Milletini yok olmaktan kurtaran bu taarruz, aynı zamanda tüm mazlum milletler için emperyalist ve sömürgeci devletlere atılan bir tokattı ve bu tokat tüm ezilen milletlerin uyanışa geçerek bağımsızlıklarını kazanması sağladı.

26 Ağustos 1922 günü Afyon’un güneyinden başlayan Büyük Taarruz’da 57. Tümen’de görev aldı.

Taarruz sırasında 57. Tümenin görevini ve yaşadıklarını 1. Kolordu Komutanı Orgeneral İzzettin Çalışlar’ın anılardan dinleyelim:

Büyük Taarruz sırasında 1’nci Kolorduya bağlı 57 Tümenin görevi; Hasanbeli sırtlarına ve Çiğiltepe’ye taarruz etmekti. Ancak, 57. Tümenin taarruz edeceği cephe 10 km’lik bir alanı kapsamakta ve Damlalı boğazından Çiğiltepe’nin batısına kadar uzanmaktaydı (2)

Ancak cephenin bu kadar geniş olması 57. Tümenin kolordudan ayrı düşmesine yol açmıştı. Ayrıca bu bölgede düşman tahkimatı oldukça güçlüydü. Yine 57. Tümen, ağır topçu bataryasından yoksun olduğu için düşmanın dirençli savunması karşında saldırının durması ve hedeflerin ele geçirilmesinde gecikme yaşanması ihtimali vardı (3)”

İzzetin Çalışlar, Kurtuluş Savaşı hatıralarını kaleme aldığı “Sakarya’dan İzmir’e Kadar 1 nci Kolordu” isimli eserinde yaşanması muhtemel gecikmenin önlenmesi için şu öngörülerde bulunmuştur:

“Başlangıçta Süvari Kolordusuna destek vermek için ayrılan 6 ncı Tümen tüm kuvvetleri ile Çiğiltepe’ye saldırması ve 57 nci Tümenin Belova – Hasanbeli bölgesine taarruz etmesi uygun olabilirdi ve böylece yapılacak harekâttan bir sonuç elde edilebilirdi (4).”

Taarruzun İlk Günü

Hazırlıklarını tamamlayan 57 nci Tümen 26 Ağustos 1922 günü sabah saat 05:30’da Çiğiltepe – Kızıltaş Yaylası Kompınar Tepesi’ne gelmiş ve taarruz düzeni almıştı. Ağır topçu ateşiyle başlayan taarruzda 57 nci Tümen cephesinde olumlu sonuç alınamıyordu. Bu mevkide arazinin çok geniş olması, kuşatma tarzı bir saldırı yapılması, düşman direnişinin sert olması gecikme yaşanmasına sebep olmaktaydı. Bu nedenle tümene, harekâta katılan tümenlerin hedeflerine ulaştığı, Tınaztepe, Kırcaarslan ve Belentepe’nin alındığı bildirilerek, 1 nci Kolordu bölgesine düşen sahada kesin sonuç alınabilmesi için Çiğiltepe’nin bir an önce alınması emri verildi (5).

Bunun üzerine taarruzu hızlandıran 57 nci Tümen saat 15:00 sularında Kızıltaş Yaylası’nın doğusuna taarruzunu şiddetlendirerek durumunu düzletti (6).

Taarruzda İkinci Gün

Miralay Reşat Bey Kolordu komutanı İzzettin Bey’e, Tümeninin; 14 ncü Tümenin ağır topçusuyla desteklenmesini isteyerek taarruza devam edeceğini bildirir ve saat 08:30 sularında taarruza başlar. Ancak, Yunan topçusunun ateşini yoğunlaştırması, cephanenin azalması, topçu desteğindeki atışların Kırka Bölgesi’ndeki mevzilere düşmesi gibi nedenlerle 57 nci Tümen sadece 400 metre ilerler. Bu arada Yunan kuvvetlerinin de karşı taarruz denemesinde bulunması Çiğiltepe’nin alınmasını geciktirir. Ancak, 57 nci Tümen’in kahramanca savunması bu karşı saldırıyı kırmıştır. Ayrıca, 57 nci Tümene destek vermesi gereken Süvari Kolordusu’na ait tümen ise Kırka’daki düşman direnişini kıramadığı için yardıma gelememiştir. Yine sağ kanadında bulunan 14 ncü Tümen de Kızkulesi tahkimatını aşamadığından topçu desteği verememişti. Öte yandan 57 nci Tümenin sağındaki direnek noktaları ve tahkimatlar diğer tümenler tarafından teker teker ele geçirilmiş, düşman cephesi yarılmıştı. 57 nci Tümen ise hâlâ hedefini ele geçirmeye çalışıyordu. Reşat Bey bu durum karşısında kendisini zafere giden Türk Ordusu’nun önünde engel olarak görür ve bu engeli ortadan kaldırır (7).

Reşat Bey, Çiğiltepe’nin alınamamasından kendini sorumlu tutmuş ve tek cümlecik şu notu bırakmıştı: “Muvaffakiyetsizlik beni hayatımdan bizar etti” (8).

Batı Cephesi’nin tamamını etkileyen bu olay sonrasında komutayı Miralay İbrahim Hakkı Bey devralır. Saatler sonra Çiğiltepe’deki Yunan 5.Alayının sağ yanındaki Kızkulesi direneği düşerek 49. Yunan Alayı geri çekilince, 5.Yunan Alayının da mevzilerini boşalttığı görülür (9).

Sonuç

On dokuzuncu yüzyılın son çeyreği içerisinde 1879 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Albay Reşat Çiğiltepe, son derece vazifesine bağlı, fedakâr, meslekî yaşamında sayısız başarı elde eden, birçok madalya alan, birliğine madalyalar kazandıran başarılı bir askerdi.

Yaptığı işte en iyi olmak, en iyisini yapmak istemesi belki de Büyük Taarruz sırasında tümenine en zor cephenin verilmesine neden oldu. Bu belki kaderiydi. Orgeneral İzzettin Çalışlar’ın hatıralarında ve Selim Erdoğan’ın Büyük Taarruz isimli kitaplarında da belirtildiği üzere Çiğiltepe; Yunan kuvvetleri tarafından çok iyi tahkim edilmiş, 10 kilometreyi bulan geniş bir alana yayılmış, ağır topçu ateşiyle desteklenmez ve takviye alınmazsa düşürülmesi ve ele geçirilmesi oldukça zor olan bir bölgeydi. Dolayısıyla Albay Reşat Bey ve Tümeni, Çiğiltepe’de kendilerine verilen emri uygulamaya çalışmış, bu emri yerine getirirken başta komuta kademesi olmak üzere birçok askerini şehit vermiş, birçok askeri de yararlanmıştır.

Sorumluluk bilincinin öne çıktığı, fedakârlığın önemini anlatan bu olaydan hepimizin alması gereken dersler de muhakkak vardır. Bunların en önemlisi de şartlar ne olursa olsun almış olduğumuz görevi en iyi şekilde yerine getirmeye çalışmak, zorluklar karşısında yılmadan hedefe ulaşmaya çalışmak olmalıdır.

Büyük Taarruzun yüzüncü yıldönümünde tüm milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetler Günü’nü en yüce duygularımla kutluyor; ülkemizin bağımsızlığının kazanılmasında çekinmeden canlarını feda eden şehitlerimizi ve hayatta olmayan gazilerimizi rahmetle anıyor, geride kalan gazilerimize şükranlarımı sunuyorum

Armağan ÜRETEN

SMMM – Tarihçi Yazar

kutlutarihimiz@gmail.com

www.kutlutarih.com

KAYNAKÇA

1.Cihangir Akşit: Çiğiltepe Miralay Reşat Vatan Savunmasında 27 Yıl. lfa Yay.2022 s.16-18

2.Albay Reşat Çiğiltepe’yi tanıtmaya çalıştığımız bu bölüm Cihangir Akşit tarafından kaleme alınan Çiğiltepe Miralay Reşat isimli eserin 953-958 sayfalarındaki özgeçmiş bilgileri kısaltılarak tarafımızdan derlenmiştir. Reşat Bey’in mesleki yaşamını detaylı olarak adı geçen eserden inceleyebilirsiniz.

3.İzzettin Çalışlar: Sakarya’dan İzmir’e Kadar 1 nci Kolordu. İstiklâl Harbi Hatıraları 5. Kısım T.C. Genelkurmay Başkanlığı Basımevi s.34

4.İzzettin Çalışlar: Sakarya’dan İzmir’e Kadar 1 nci Kolordu. İstiklâl Harbi Hatıraları 5. Kısım T.C. Genelkurmay Başkanlığı Basımevi s.34

5.İzzettin Çalışlar: Sakarya’dan İzmir’e Kadar 1 nci Kolordu. İstiklâl Harbi Hatıraları 5. Kısım T.C. Genelkurmay Başkanlığı Basımevi s.51

6.İzzettin Çalışlar: Sakarya’dan İzmir’e Kadar 1 nci Kolordu. İstiklâl Harbi Hatıraları 5. Kısım T.C. Genelkurmay Başkanlığı Basımevi s.54

7.Selim Erdoğan: Büyük Taarruz Dağlarda Tek Tek Ateşler Yanıyordu. Kronik Yay. 4.b.Ekim 2021 s.257

8.Selim Erdoğan: Büyük Taarruz Dağlarda Tek Tek Ateşler Yanıyordu. Kronik Yay. 4.b.Ekim 2021 s.257

9.Selim Erdoğan: Büyük Taarruz Dağlarda Tek Tek Ateşler Yanıyordu. Kronik Yay. 4.b.Ekim 2021 s.258

Ayrıca, Türk İstiklâl Harbi Büyük Taarruz (1-31 Ağustos 1922) 2. Cilt 6. Kısım Genelkurmay Basımevi 105. 123.ve 124. Sayfalarına bakılabilir.

Armağan ÜRETEN

Yazar Armağan ÜRETEN

1976 İstanbul doğumludur. Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümündeki Lisans eğitimini 1997 yılında tamamladı. 2003 yılında Yeditepe Üniversitesi İngilizce İşletme Yüksek Lisans (MBA) programını "Restructuring of The Turkish Pharmacuetical Industry by Mergers and Acquisitions” isimli teziyle tamamladı.
2007 yılında Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik Ruhsatını alan Armağan Üreten www.armaganureten.com isimli bir kendi internet sitesinde muhasebe, tarih ve güncel konularda yazılar yazmaya başladı.
2017 yılında özel ilgi alanı olan tarihe yönelerek Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Tarih Bölümüne kayıt oldu. Tarih alanı ile ilgili olarak da 2018 yılında www.kutlutarih.com isimli internet sitesini açtı ve blog yazıları yayımlamaya başladı. 2021 yılında Tarih bölümünden mezun olan Üreten’in şiir denemeleri de bulunmaktadır.
İş yaşamına çeşitli muhasebe ve denetim bürolarında başlayan Armağan Üreten, 2010 yılından beri sigorta sektöründe çalışmaktadır. Halen özel bir sigorta şirketinde iş yaşamına devam Üreten, sadeliği ön plana alarak, saygı ve sevgi çerçevesinde pozitif bir düşünce ile yaşadığımız dünyanın daha güzel bir hale geleceğini düşünmektedir.
Her daim eğitimin ve bilginin önemine vurgu yaparak sürekli yeni şeyler öğrenmek gerektiğini vurgulayan Armağan Üreten, bundan sonraki yaşamında tecrübelerini topluma aktarmak amacıyla kitap projelerinden ilki olan “Tarih Boyunca Anadolu’da Kadın Olmak” isimli bir kitap hazırlamaktadır.
2015 yılında hayatını Gıda Mühendisi ve Sosyolog olan Melek Akbaş Üreten ile birleştiren Üreten toplumun, kültür, sanat ve spor ile gelişeceğini savunmaktadır.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

RUHUN ÖLÜMÜ

SİYAH TELEFON – BLACK PHONE