in

BİLİNÇALTI YÖNETİLEBİLİR

BİLİNÇALTI YÖNETİLEBİLİR

Son dönemlerde en çok duyduğumuz psikolojik kavramlardan bir tanesi de ‘bilinçaltı.’ Her gizli kavram gibi bu kavram da oldukça ilgimizi çekmiştir. Hemen her yerde karşımıza çıkan ve merak uyandıran bir kavram olarak hayatımızda varlığını sürdürmektedir. Doğduğumuz andan bu güne kadar bizimle olan ve yaşadığımız sürece de varlığını koruyacak olan bilinçaltını yakından tanıyalım.

Tanım olarak baktığımızda “Bilinçaltı, biz farkında olmadan beynimizin bilinç dışı çalışan, vücudumuzdaki istemsiz kaslarını yöneten, bütün duyularımızla algıladığımız her şeyi, adeta bir bilgisayar gibi kaydeden ve gerektiğinde kullanmak üzere ortaya çıkartan parçasıdır,” şeklinde açıklanabilir. Bilinçaltı, uyurken bile çalışacak kadar eşsiz bir sistemdir. Gördüğümüz rüyaları bile şekillendirebilecek kadar da güçlüdür. Hayatımızın her evresinde bizimle birliktedir aslında. Konuşmak, araba kullanmak, bisiklete binmek gibi günlük hayatta kolaylıkla yapabileceğimiz her iş burada kayıtlıdır. Dışarıdan hiçbir uyarıcıya ihtiyacımız olmadan kusursuz bir şekilde çalışmaya programlanmıştır.

Doğduktan sonra kazandığımız becerileri mutlak bir şekilde yerine getirebilmemizin dışında bir görevi daha vardır. Dış etkenlere karşı bir alarm gibi çalışarak korur zihnimizi. Etkilendiğimiz her iyi veya kötü olayın sonuçlarına göre şekil alır. Tekrar benzeri durumlarla karşılaştığımızda alarm sistemi devreye girer. Yaşadığımız anın sonunda başımıza gelecek iyi veya kötü durumun sinyallerini vererek koruma altına alır zihnimizi. Bu koruma durumu genellikle bilinçaltının etkileri altında sonuçlanır. Kimi zaman da bilinçaltımızın yönlendirmelerine uyduğumuz için aslında iyi sonuçlanacak bir durumdan bile kaçarız. Bilinçaltı genellemeleri sever. Bir yaşanmışlık bir kez kötü ise artık hep kötü olacaktır onun kaydında.

Daha anlaşılır olmak gerekirse aslında ‘bir ben var benden içeri’ diye ifade ettiğimiz olaydır. Dışarıdan bakıldığında ne kadar güçlü gözüken bizler, özünde içimizde zayıflıklar barındırabiliriz. Doğamız gereği zaaflarımız vardır hepimizin. Kaya gibi sağlam görünmeyi ister ve bu şekilde davranırız genellikle. İçimde çağlayanlar da aksa, kanayan yaralarımız sel olup kalbimizi de boğsa vazgeçmeyiz dik durmaktan. İçimiz rengârenk de olsa siyah giyeriz yaşımıza uygun diye mesela. Kahkahalar atmak gelirken içimizden tebessüm ile geçiştiririz hayatı.

Doğuşta bizimle doğan bilinçaltı boş bir levha gibidir. Bebeklik çağlarımızda sınırsız sevilme dürtüsü ile şekillenir. İlgi ve sevginin en sonsuzu ile karşılaşır ebeveynlerin kucağında. Tüm ilgi bir tek onun üzerindedir. En değerli üyesidir bulunduğu ortamın. İlk kayıt altına aldığı durum budur. En değerli olmak!

Büyümeye başladıkça sevilmek, beğenilmek gibi temel insani dürtüleri kaydetmeye başlar sırasıyla. Bu ilk öğretileri artık temelini oluşturmuştur dünyasının. En ilkel ve en temel insani dürtüler bilinçaltının en derin raflarında almıştır başköşedeki yerini. Bir ömür fark edilmeden her durumda ilk önce bu dürtüler kullanılır. Eğer bu dürtülerimizi köreltmeyi başaramazsak işte o zaman bilinçaltımızdaki esaret başlar.

Hep çok sevileceğine inanırken birden aldatılma ile karşılaşabilir bilinçaltımız. Böyle bir olaydan sonra artık sevmenin ve birilerine güvenmenin kötü sonuçlar doğurabileceğini öğrenir. Bundan sonra sevildiğine inanması çok daha güç olacaktır. Başaracağına çok inanarak çıktığımız her yolda başarılı olamayacağımızı öğreniriz sonra. Daha temkinli adımlar atmak ve tecrübe kazanmak yolunda ilk öğrendiklerimiz olacak bunlar.

Hep sevilmek, beğenilmek, en iyi olmak dürtüsü ile hareket ederken kendimizi amansız bir yarışın ortasında buluveririz. Bir anda çevremizde bizim gibi koşullanmış birçok insan ile bir yarış başlar aramızda. Birisinin bizi geçtiğini fark ettiğimiz anda hırslanmaya başlarız. Onları geçmek başarılı hissetmemize yetmeyecektir. Geçtiğimiz her yeni rakipten sonra bize rakip olacak birçok insan daha gelecektir çevremize. Bir süre sonra yorulmaya başladığımızda ise bilinçaltımız bize başarısız olmanın cezasını kesecektir. Artık başarılı olmamızın imkânsız olduğuna inandıracaktır bizi.

Durup bir nefes almalı böyle zamanlarda. Özgüvenimizin eğilmiş belini doğrultmalı. “Ben güçlüyüm!” İşte bu kadar kolay aslında. Güçlü olduğumuzu bilinçaltımıza kabul ettirdiğimiz anda eskisinden daha bükülmez bir bileğimiz olacaktır.

Evet, bu olan olay bizi üzdü, başarısız olmayı beklemiyorduk. Yeniden deneyebiliriz. Bu sefer farklı yollar seçeriz. Hatalarımızı görür ve kabulleniriz. Her yeni deneme yeteneklerimizi daha iyi keşfetmemizi sağlayacaktır.

“Başarısız olup vazgeçmek korkakların işidir. Biz dizlerimiz parçalansa da başarmanın bir yolunu bulacağız.”

Biz başarmak için denemelere devam ettikçe bilinçaltımız da bu doğrultuda gelişecektir. Artık orda başarısızlık halinde pes etme değil, yeniden deneme kodlanmaya başlayacaktır. Üzüldüğü anda daha az üzüleceği bir durum araştırmaya başlayacaktır.

“Değiştirmek mümkün, yeter ki inanın”

Yusuf Alper EVCİL

Yazar Yusuf Alper EVCİL

Yusuf Alper EVCİL , 06.05.1989 doğumludur. İlköğrenimini Ankara Yunus Emre İlkokulunda lise öğrenimini ise Bahçelievler Deneme Lisesi’nde tamamlamıştır. Zonguldak Karaelmas Üniversitesi'nden mezundur.İkinci üniversite olarak Eskişehir Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim fakültesinde Maliye bölümüne devam etmektedir.Özel bir kuruluşta Muhasebe Uzmanı olarak görev yapmaktadır.Farazimuhabbet isimli instagram sayfasında şiir seslendirmeleri ve metin okumaları yapmaktadır.Evli ve Mustafa Asaf ile Selim Taha’nın babasıdır.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

SÜSLÜ AT

ALLAH BİZİ GÖRDÜ