in

ÇOCUKLARIMIZA ÇİZİLEN HEDEFSİZ EĞİTİM DÜNYASI

ÇOCUKLARIMIZA ÇİZİLEN HEDEFSİZ EĞİTİM DÜNYASI

İnsanoğlu kendisi için çok eski zamanlardan beri, çocukluğundan itibaren belki uzun yıllarını alacak şekilde ileriki hayatı için, yetişkinlik ve yaşlılık dönemini de kapsayacak şekilde çeşitli planlar yapar. Bu planlar bazen uzun vadeli bazen de kısa vadeli olabilir. Yapılan planların ortak noktası ise, büyük bir çoğunluğunun çocukluk ve ergenlik döneminde hayaller ve oyunlarla açığa çıkmış olmasıdır. Bazıları ebeveynlerin kararıyla bazıları ise çocuğun çevresinin de etkisiyle hayal gücünün ürünü olarak şekillenmiştir. Nihayetinde yapılan planların hepsinin arkasında bir şekilde bir itici gücün olduğunu anlıyoruz.

Fakat bu itici güç diye tanımladığımız topluluklar ya da bireyler, çocuğun özünde nasıl bir hayat istediğini ya da nasıl bir plan yapmak istediğine aldırmayabiliyorlar. İyi yönde yapılan telkinler, iyi istikametler oluşturabiliyor lakin iyi telkin diye tabir ettiğimiz yönergeler bile bireysellik yani bir başka deyişle bencillik duygusundan arınmadığı müddetçe olumlu sonuçlar doğurmada sorun çıkartabiliyorlar.

Aslında her şey bakmak ya da görmek ile ilgili olsa gerek. Çocuğumuza sadece gözümüzle bakarsak, onun ne istediğini duymazsak ya da onu dinlemezsek, maalesef hayat akışını biz belirlemiş olup ne iş yapacağından tutunda nasıl hareket edeceğine kadar yine biz karar vermiş oluruz. Ve sonunda geleceğe kendini yetiştirmiş, kendi aklını kullanabilen bir birey olmasına engel olmuş oluruz.

Kendi doğrularımız, kendi mesleki hayallerimiz ya da kendi ilkelerimiz olabilir. Bu durumu çocuğumuz üstünde de uygulamaya kalkarsak şayet gelecek nesil diye bahsettiğimiz zamanın şu anki zamandan hiçbir farkı kalmaz. Bu da çocuğun ve zamanın gelişimi için olumsuz öngörülerinin oluşmasına sebep olur. Bize düşen görev çocukları şu anki zamana göre değil, gelecek zamana göre yetiştirmektir.

Hastalıklı bir konumuzdan daha bahsetmek istiyorum o da eğitim yönetimi ve gelecek tasarımı hakkında ailesel olarak içinden çıkamadığımız bir konu aslında. Çocuğun geleceğini mali açıdan teminat altına alıp meslek konusunda sınırlar koyma durumunun, yerinde bir hastalık teşhisi olacağı kanısındayım. “Oğlum, kızım; doktor, hâkim, mühendis, öğretmen olsun hem devlete hem millete hem de kendisine faydası olsun. Maaşı, sigortası olsun.” Bütün bu düşüncelerin içerisinde “mutlu mu yoksa mutsuz mu?” soruları var mıdır? Diğer taraftan şöyle bir soru da sormak isterim. “Çocuk bu vasıfları kazanırken mesleğini severek yapmıyorsa topluma, millete ve özellikle kendine nasıl faydalı bir birey olacak? Bu soruların karşısında yeni dönem, yeni gelecek, yeni mesleki ve kişisel beceriler üzerine yapılan planlamalar çok daha yerinde olacaktır. Sosyolojik ve psikolojik hastalıkların hatta toplumsal sorunların da çözümü olacaktır. Süreç uzun ve meşakkatli olabilir. Lakin ailede başlatılan bu düşünce devriminin sonucu görüldüğü vakit, bu zorlu ve değişime ihtiyaç duyulan hedefsiz eğitim daha nitelikli, psikolojik açıdan daha pozitif ve bunun neticesinde çocuklar mali açıdan çok daha memnun insanlar olarak yetişeceklerdir.

Unutulmamalıdır ki dünya çapında ödül kazanan ve toplum içinde sevilen insanların büyük bir çoğunluğu, sevdiği şeylerin peşinden koşan, kişiliğine uygun işler yapan insanlardır.

Sevgi ve saygılarımla…

Salih Ekrem KARA

Yazar Salih Ekrem KARA

Salih Kara. İstanbul doğumlu olup, 34 yaşındadır. Eskişehir Anadolu Üniversitesi işletme ve ilahiyat mezunudur. İstanbul Üniversitesi / Çocuk Gelişimi ve eğitimi bölümüne lisans öğrencisi olarak devam etmektedir. . Diyanet İşleri Başkanlığında görev yapmaktadır. Çocuk gelişimi, değerler eğitimi, özgüven ve hata, geleceğe yönelik meslek hayalleri üzerine gençler ve çocuklarla online/yüz yüze muhabbetler gerçekleştirip şehir içi, şehir dışı ziyaretler yapmaktadır.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İLLÜZYON

KARIŞIK