in

GENÇ OSMAN VE TOKAT YOLLARI TAŞLI BİZİM İÇİN NE ANLAMA GELMEKTE?

GENÇ OSMAN VE TOKAT YOLLARI TAŞLI BİZİM İÇİN NE ANLAMA GELMEKTE?

Bu ülke insanı geniş bir vizyon ve perspektife sahip insanlarla dolu. Bu, onların bu ülkeyi ayakta tutmak ve bu ülkeyi ileriye taşımak için savaş meydanlarında verdikleri canlardan anlaşılmakta. Bugün toplum olarak tepemize bir füzenin düşmeyeceğinden emin bir biçimde uyuyorsak, bu savaş meydanlarında verilen canların yüzü gözü hürmetinedir.

Peki biz bunları değerli kılacak ve onların isimlerini yüceltecek ne yapıyoruz! Koca bir “hiç” evet koca bir hiç. Çünkü biz birer ağıt olarak yakılmış bu sözlerle adeta dalga geçercesine sarhoş masalarına meze yapıyor, bunlarla halay çekip ve oyun havası oynuyoruz.

Peki Genç Osman kimdir? Kaynaklardan aldığım bilgileri size aktarayım, belki doğrusunu öğrenince vazgeçeriz bu alışkanlıklarımızdan.

Hafız Ahmed Paşa’nın yerine Hüsrev Paşa getirilir ve Hüsrev Paşa, tekrar Bağdat’a hareket etmeden önce askerlere şöyle seslenir: “Sakal ve bıyığına tarak batmamış sabilerin, bu orduda yeri yoktur!” Hüsrev Paşa, Safevî yardım kollarını durdurmak için önce Hamedan’a yürür. Bu muharebe sırasında bir yeniçeri çavuşu, çok genç olduğu halde savaş meydanında, bir yeniçerinin büyük cesaret sergilediğini görür ve şaşkınlıkla Hüsrev Paşa’ya bildirir. Paşa, doğrudan yardımcı paşaları toplar ve: “Bıyığına tarak batmamış bir çocuk…Ordu-yu Hümayun’a nasıl alınır! Kimmiş bu?” der, ancak bütün yardımcı paşalar, zaten bu olayı önceden işitmişlerdir. Paşalardan biri yanıt olarak: “Genç Osman derlermiş devletlim.” der. Hüsrev Paşa’da bu ismi duyduğunu söyler ancak yüzünü herkes gibi o da görmemiştir, yalnızca şöhretini duymuştur. “İstihza mı edersiniz, Genç Osman bir sabi midir?” der. Anadolu Beylerbeyi Zor Murtaza Paşa hariç diğer paşalar sessiz kalır. Zor Murtaza Paşa’nın gözleri dolar, Osman’ın korkusuzca savaşması aklına gelince. Osmanlı Ordusu Hamedan’dan sonra Safevî ordusunun önünü tekrar keser ve ikinci defa bozguna uğratır. Bu savaşta da Genç Osman, cengin en kızgın bir anında kır atıyla ileri atılır ve önüne geleni devirip, zaferin kazanılmasına önemli bir rol oynar. Hüsrev Paşa, bu muharebede Anadolu sipahilerinin kumandanı olan Zor Murtaza Paşa’yı çağırarak, derhal bu çocuğu bulup huzuruna getirmesini ister. Bu emir üzerine tüm beyler ve paşaların gözleri dışarıya çıkan Murtaza Paşa’nın üzerinde olur. Heyecanlı topluluk karşısında kapı açılır ve içeri 16–17 yaşlarında bir geç girer; bu genç Genç Osman’dır. Hüsrev Paşa sorar ve diyalog başlar:

—Adın nedir?

—Genç Osman.

—Bıyığına tarak batmayanların orduya alınmamasını emretmiştim. Hilafına hareket edenlerin cezalandırılacağını bilmez misin?

—Benim bıyığım var!

(Halbuki Genç Osman’ın ne sakalı ne de bıyığı vardı. Serdar-ı Ekrem ile istihza etmeye gelmezdi.)

— (Hüsrev Paşa tarak çıkarır) Al öyleyse, bıyığına batır!

(Genç Osman tarağı alır ve herkesin meraklı bakışları arasında birden üst dudağına saplar. Ağalar şaşkın şaşkın olayı izlerken Hüsrev Paşa’da, Osman’ın dudağından akan kana bakar ve şaşkınlığını gizleyemez.)

Osmanlı ordusu, 6 Ekim 1630 gecesi Bağdat’ı tekrar kuşatır. Genç Osman, Murtaza Paşa’nın alemdarı olmuştu. Topçu ateşiyle açılan gedikler, şehitlerle doluydu. 8 Kasım akşamı bütün birliklere, ertesi gün umumi taarruza geçileceği bildirildi. 9 Kasım’da başlayan taarruzda Murtaza Paşa, kuvvetlerinin başında ilerliyordu. Genç Osman da yanındaydı. Surlara çok yaklaşmıştı. Naralar, feryatlar birbirine karışıyordu. Baş Sancaktar elinde sancağı olduğu halde ileri fırladı, fakat vurularak düştü. Şimdi sıra Genç Osman’daydı. Yanında duran Murtaza Paşa’ya baktı, düşen sancaktarın elindeki sancağı aldı ve koşarak hendeği geçti. Yağmur gibi yağan kurşunlara aldırış etmeden kale bedenine tırmanmaya başladı. Sanki kellesini koltuğuna almıştı. Nihayet emeline ulaştı, surların üzerine çıkmayı başarmıştı. Hemen sancağı dikti, fakat Arslan gibi bedeni yüzlerce kurşunla delik deşik olmuştu. Hemen oracıkta son nefesini verdi, şehit oldu. Surların üzerinde dalgalanan sancağı gören Osmanlı askeri, artık zaferin kazanıldığına inanarak büyük bir gayretle surlara yüklendi ve morali iyice bozulan İran askerini geri püskürterek kaleden içeri girmeyi başardı. Zaferden sonra Hüsrev Paşa, Genç Osman’ın hemen bulunmasını emretti.

Onu mükafatlandıracak, kahramanlıklarını padişaha arz edecekti. Biraz sonra gelen haberle, surlara sancağı dikerken şehit olduğunu öğrendi. Demek ki nice bıyığı gür bahadırlardan daha cesurdu.

Bu sefere iştirak eden Kapıkule Süvarilerinden biri olan Kayıkçı Kul Mustafa, Genç Osman için şu ağıtı yaktı:

Türkünün Sözleri[5]

Genç Osman dediğin bir küçük uşak

Beline bağlamış ibrişim kuşak

Askerin içinde birinci uşak

Allah-Allah deyip geçer Genç Osman

Sultan Murat derki, gelsin göreyim.

Nasıl yiğit imiş bende bileyim.

Vezirlik isterse üç tuğ vereyim.

Kılıcından al kan saçtı Genç Osman.

Allah Allah deyip geçer Genç Osman

Bağdadın kapısın Genç Osman açtı

Düşmanın cümlesi önünden kaçtı

Kelle koltuğunda üç gün savaştı

Allah Allah deyip geçer Genç Osman

Askerin ucu göründü Van’dan

Kılıcın kabzası görünmez kandan

Bağdadın içinde tozdan dumandan

Toz duman içinde kaldı Genç Osman

Bir başka şekilde;

Of of Genç Osman dediğin bir küçük uşak

Beline bağlamış ibrişim kuşak of of.

Aman Askerin içinde birinci uşak

Allah-Allah deyip geçer Genç Osman of of.

Of of Genç Osman dediğin bir küçük aslan

Bağdat’ın içine girilmez yastan of of.

Aman her ana doğurmaz böyle bir aslan

Allah-Allah deyip geçer Genç Osman of of.

Of of Bağdat’ın kapısını Genç Osman açtı

Düşmanın cümlesi önünden kaçtı of of.

Aman kelle koltuğunda üç gün savaştı

Allah-Allah deyip geçer Genç Osman of of.

Benzer bir durum Onbeşliler için de söz konusu. Peki ONBEŞLİLER KİMDİR?

Şanlı tarihimizi yazan kahramanlar, küçük yaşta Çanakkale Savaşı’na gönderilen minik askerlerdi. Ancak savaşa gönderilenler 15 yaşında değillerdi. Onlara Onbeşliler denmesinin başka bir nedeni vardı.

Birinci Dünya Savaşı’nda, Osmanlı ordusunda insan kaybı oldukça fazlaydı. Harbiye Nezareti, harp devam ederken askerleri birkaç günlüğüne memleket iznine göndermeye gayret etmişti çünkü savaşta artan kayıplar, nüfusun azalacağı korkusunu doğurmuş ve bu nedenle askerler memleketlerine nüfusu çoğaltmak üzere gönderilmişlerdi.

Çanakkale Savaşı sırasında, İtilaf Devletlerinin Nisan 1915’ten itibaren kara çıkartmasına başlamalarıyla birlikte cephede takviye kuvvetlere ihtiyaç duyulunca Sultan V. Mehmed Reşad 14 Mayıs 1331’de (27 Mayıs 1915) bir emir yayımlayarak Askeri Mükellefiyet Kanunu’nda değişiklik yapmak ve lise talebelerini de cepheye çağırmak zorunda kalmıştı.

Sultan Reşad yayımladığı iradede, Mükellefiyet Kanunu’nun 42. Maddesine ek olarak hazırlanan “kâtib-i sultaniye 10. sınıf müdaviminine mütedair (devam edenlere dair)” başlıklı fıkra hakkında şöyle geçici bir düzenleme yapma yoluna gitmişti: “Madde 1: Mükellefiyet-i Askeriye Kanun-u Muvakkatinin (geçici kanununun) 42. Maddesindeki fıkra atiye (geleceğe) tezyil (ertelenmiş) olunmuştur. Muayene-i intihaiye esnasında (muayene sonucunda) Mekatib-i Sultaniye’nin (sultani mekteplerinin) onuncu sınıflarında bulunanlar da hizmet-i makzura (zikri edilen hizmet) hakkına nail olacaktır.”

Sultan V. Mehmed Reşad’ın iradesinden sonra Harbiye Nezareti de bir tebliğ yayımlayarak 1314 (1896) doğumluların (yani 19 yaşındakilerin) henüz askerlik hizmetine çağrılmamışları ile 1315 (1897) doğumluların (18 yaşına yeni girmişlerin) bedenleri gelişmiş, harbe elverişli ve silah kullanmaya kabiliyetli olanların kıtalara teslim olmalarını istemişti.

Padişahın ve Harbiye Nezaretinin bu çağrısı üzerine, Balıkesir, Bursa, Kütahya, Manisa, Adapazarı, İzmir, Aydın, Muğla ve Konya’nın gençleri, vatanın kendilerinden beklediği yüce vazifeyi hakkıyla ifa etmek azim ve inancıyla harbe katıldı.

15 ile 19 yaşında olan bu genç bahadırların cepheye katılımları anısına Anadolu’da yakılan meşhur “Hey on beşli on beşli” adlı türküde de söz konusu durum çok acı ve dramatik bir dille anlatılmıştır. Burada sözü edilen “15’liler” 1315 doğumlulardır. Yani 1 Haziran 1897 ile 22 Mayıs 1898 arasında doğan ve tam 18 yaşını doldurmuş olan gençlerdir.

‘HEY ONBEŞLİ’ TÜRKÜSÜNÜN ÖYKÜSÜ

Bir efsaneye göre ise on beşli türküsünün hikayesi ile şöyle anlatılır:

Tokatlı Halil, 1315 yılında evin en küçüğü olarak dünyaya geldi. O dönemde, yasa nedeniyle her evde bir erkek, ailesinin güvenliğini ve geçimini sağlamak için askere alınmayabiliyordu. Evin en küçük ve tek erkeği olduğu için cepheye çağrılmayan Halil, gönüllü olarak savaşa katıldı.

Arkasında bıraktığı annesi Rum çeteciler tarafından öldürüldü, sözlüsü Hediye’de kaçırıldı. O andan itibaren hayatı kararan Hediye, uzun bir aradan sonra serbest bırakıldı. Köyde bulunan herkes, Hediye hakkında kötü konuşup kötü yola düştüğünü söylüyordu. Köyüne dönen Halil, tüm bu anlatılanlara inanıp Hediye’ye küstü. Bu olanlara dayanamayan Hediye, köyü terk edince Halil ile asla kavuşamadı.

Hey on beşli türküsü, tek bir ağızdan değil, Halil ve Hediye’nin karşılıklı konuşması şeklinde söylenmektedir. Türküde aşağıda yer alan kısımdaki sözler de Hediye’ye ait:

Giderim Elinizden

Kurtulam Dilinizden

Yeşil Baş Ördek Olsam

Su İçmem Gölünüzden

Hey onbeşli türküsünün sözleri ise şöyle:

Hey onbeşli onbeşli

Tokat yolları taşlı

Onbeşliler gidiyor

Kızların gözü yaşlı

Aslan yarim kız senin adın Hediye

Ben dolandım sen de dolan gel beriye

Fistan aldım endazesi on yediye

Gidiyom gidemiyom

Az doldur içemiyom

Sevdiğim pek gönüllü

Koyup da gidemiyom

Gidiyom gidemiyom

Sevdim terkedemiyom

Sevdiğim pek gönüllü

Gönlünü edemiyom

Aslan yarim kız senin adın Hediye

Ben dolandım sen de dolan gel beriye

Fistan aldım endazesi on yediye

Giderim ilinizden (elinizden)

Kurtulam dilinizden

Yeşil baş ördek olsam

Su içmem gölünüzden

Aslan yarim kız senin adın Hediye

Ben dolandım sen de dolan gel beriye

Fistan aldım endazesi on yediye

Davut İZOL

Yazar Davut İZOL

Davut İZOL 01.06.1968 Şereflikoçhisar doğumludur.Kamudan Topograf olarak emekli olmuştur.15.08.2017 yılında geçirmiş olduğu rahatsızlık neticesinde sağ kolu ve sağ ayağında felç neticesinde hasar kalmıştır.Şuan %83 engelli raporuyla hayatını idame etmektedir.
Yaşadığı bu talihsiz durum neticesinde kendisi gibi engelli dostlarını bulmuş. Onların yaşadıklarını , toplumun yanlış bakış açısını daha net görmüştür.
Bu vesileyle yazmış olduğu sosyal mesajlar veren, özellikle kişisel gelişim üzerine insanların hayatlarını nasıl yön vermeleri gerektiği ve özellikle Engelli Dostlarımız başta olmak üzere yaşlıların artık ülkemizdeki genç nesil tarafından kendileri sanki bir engellilik durumuna veya hiç yaşlanmayacaklarmış gibi lakayt ve saygısızlık sergilemelerini konu aldığı “İÇİMDEKİ YALNIZLIĞIM” kitabında açık bir dille dile getirmiştir.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bir Yorum

  1. Değerli Hocam,
    Öncelikle böyle bir yazı yazdığınız için sizi yürekten tebrik ederim. Bir çok bilinmeyeni yada az bilineni anlattığınız yazınız aydınlatıcı olmuş. Onbeşli türküsünü ve hikayesini daha önceden biliyordum. Yeniden hatırlamış olduk. Genç Osman türküsünü ise daha evvel duymamıştım. Türküyü ve hikayesini sayenizde öğrendik. Kaleminize sağlık. Türkülerin bu şekilde eğlenmek amacıyla söylenmesi ve bu türküler de oynanması hikayelerinin bilinmemesinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Bir Gece Ansızın Gelebilirim şarkısının da Kıbrıs Türk’üveya onların mücadelesi için yazıldığı söyleni

KIŞ DEVLÜĞÜ/ KADİR DAN

MİSAFİRHANEDEKİ KUMBARA