in

GİTTİM GÖRDÜM YURDUMU

GİTTİM GÖRDÜM YURDUMU

Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm

Dolaştım Mülk-i İslam’ı bütün viraneler gördüm

                                                        (ziya paşa)

Ziya paşa bu şiirini 150 sene kadar önce daha sanayi devrimi olmadan şehirleşmeler artmadan, dereler şırıl şırıl akarken, göller henüz bize küsmemişken, denize her yerden girildiği, her ağacın altında piknik yapıldığı dönemlerde yazmış. Acaba şimdi yaşasa ve aynı şiirini tekrar yazsa farklı bir kelime kullanır mı? Pek zannetmem.

Gerek sosyal medyada gerekse yazılı ve görüntülü medyada, belgesellerde dünyanın değişik yerlerinden fotoğraflar paylaşıldığında içim gider “keşke orada yaşasam,” diye geçiririm içimden. İsviçre’den dağ/ göl manzarası, İsveç’ten, Norveç’ten bir balıkçı kasabası görüntüleri, Avustralya’dan doğa manzarası hangimizi tatlı hayallere götürmez ki.

Niyetim onlar iyi biz kötüyüz demek değil tabiî ki. Ama bu yaz tatilinde ‘kim bu cennet vatana olmaz ki feda…’ mısrası dilimde düştüm Anadolu yollarına. Sakarya nehrinin doğduğu yer olan Eskişehir Çifteler ’deki Sakarya başında hem Sakarya’nın doğuşunu seyreder hem çayımı içer hem de Necip Fazıl’ın ‘Sakarya türküsü’ isimli şiirini tekrar okurum dedim; ama sadece “eyvah Sakarya’m sana mı düştü bu yük!” dedim, sustum. Nehrin bakımsızlığı, hor kullanışı yüreğimi dağladı, inşallah gelecek seneye de Sakarya nehrinin doğduğu yerde bu kadarcıkta olsa su görebilirim dedim. Yüzümdeki tebessüm, yüreğimdeki heyecan zedelendi yola devam ettim. Afyonkarahisar Bolvadin’de olduğunu bildiğim Eber gölüne yöneldim. Aradım aradım maalesef bulamadım çevredekilere sordum bir yer tarif ettiler. Evet Eber Gölü’nün de küçücük kaldığını gördüm ve “göz yaşlarımız bu gölü kurtarır mı?” derken içimden “ağlayın kurtulsun gemi’ mısrası geçiyordu. Devam ettim yola Afyon Denizli arasında bulunan Acı Göl tabelası ümit verdi. Uzaktan baktık su diye sevindik hepimiz. Arabamızı yol kenarında bırakıp demiryolunun üzerinden geçip tarlaların arasından göle ulaştık. Göl dediğime bakmayın uzaktan göl gibi gelen, meğer çölmüş. Bembeyaz sodyum üzerinde yürüdük yürüdük dizlerimizde derman kalmayasıya yürüdük ama su bulamadık. Denizli Pamukkale travertenlerine gittik, güzelliğiyle mest olduk. Ayakkabılarımızı çıkarıp, travertenler yok olmadan üzerinde yürüdük. Manzaranın tadını damağımıza aldık; fakat çok dikkatli olunmazsa bizim gördüğümüz güzelliği çocuklarımız göremeyebilir. Buluttan başka gölge olmayan yollarda saatlerce yol gittik Anadolu’nun bereketli tarlalarını gördük. Çobanların önünde arkasında koyun, keçi sürüsüyle köpeklerine sevgi ve hayranlıkla baktık.

Konya Akşehir’de Nasreddin Hocamızı ziyaret ettik. Yüzümüz yeniden güldü. Belediyenin hizmeti olan çorba çeşmesinden çorbamızı içtik. Konya’ya “Ne olursan ol yine gel” diyen Mevlana’ya uçarcasına gittik. İçimiz insani duyguyla sevgiyle merhametle doldu sanki. Mesnevi’yi tekrar tekrar okuma duygusu doldu zihnime. Şems-i Tebrizi’yi ihmal etmedik. Anadolu’daki ilk üniversitemiz olan Karatay Medresesi’ni, İnce Minareli Medrese’yi, Alaaddin Tepesi’ni ve Camisi’ni ziyaret ettik ve Anadolu huzurunu yaşadık. Konya’ya gelmişken bir zamanlar ülkemizin ikinci büyük gölü olan Tuz Gölü’nü görelim dedik. Cihanbeyli ilçesine gittik göl yerine görevli ile karşılaştık. “Tuz Gölü’nü görmeye geldik,” dedik. Klasik ifadeyle “yasak hemşerim” cümlesiyle karşılandık. Gölde iş makineleri olduğunu ve göle yaklaşamayacağımızı söyledi. Çaresiz geri döndük ve 80 km daha yol giderek Ankara Şereflikoçhisar’a gittik Tuz Gölü’nü gördük. Evet Tuz Gölü adını hak etmiş halde idi tuz vardı ama göl görmedim sadece tuz. Tuzların üzerinde kalabalık ile yürüdük, sahi çocuklarımıza Türkiye’nin ikinci büyük gölü diye hangi gölü anlatacağız. Dünyanın nazar boncuğu olarak bilinen Meke Gölü’nün kuruduğunu öğrenince yüreğimiz dayanamaz diye gitmedik.

Bütün bunların yanında hala güzelliğini koruyanlarda var elbette. Afyonkarahisar Ayazini’de bulunan Frig Vadisi hala gezenleri hayrette bırakıyor. Tarihteki ilk apartman, kayaları oyarak yaptıkları evler, ibadethaneler gezilmeye değer. Tarihi evler tatlı bir nefes aldırıyor insana. Friglerin başkenti Polatlı yakınlarındaki Gordion’a düştü yolumuz ve Midas’ın Tümülüs Mezarı’na girdik, karşısındaki müzeyi gezdik ve binlerce yıl önce yapılmış eserler bize ışık saçtı.

Anadolu Frigler’e, Urartulara, Hititlere, Bizans Selçukluya, Osmanlıya ve sonsuza kadar devam edecek Türkiye Cumhuriyeti’ne vatan olmuş hepsinden bize çok değerli eserler ve tabiat miras kalmış ama biz ülkemizin güzelliklerine sahip çıkamadık. Tabiata çevreye sahip olduğumuz değerlere hepimiz elimizden geldiği kadar sahip çıkarak daha sağlıklı ve huzurlu nefes alabiliriz.

Cafer Tayyar TAŞYÜREK

Yazar Cafer Tayyar TAŞYÜREK

1969 Eskişehir çifteler doğumludur. İlkokulu Gebze'de, ortaokul ve liseyi İstanbul'da, üniversiteyi Bursa’da okumuştur. 30 senedir öğretmenlik yapmaktadır. Çocuk edebiyatına dair Dua, Ay Çöreği, Yer Gök Muhabbet isimli üç kitabı vardır. Gençlik şiirleri değişik dergilerde yayınlanmaktadır. Çocuk edebiyatına dair instagram da #zihinkutuphanesi adlı sayfam vardır. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

VAR OLANA BAKMAK VARLIKLARINIZI ARTTIRIR

ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR