in ,

Kılıçla Balat Yazan Şair Cyrano de Bergerac


Cyrano de Bergerac Fransız şair ve oyun yazarı Edmond Rostand tarafından yazılmış ünlü bir tiyatro oyunudur. Eser Parisli bir şair ve silahşor olan Savinien Cyrano de Bergerac‘ın gerçek hayatından esinlenilerek kaleme alınmıştır.
Eser pek çok defa sinemaya da uyarlanmıştır. 1897’de kaleme alınmış olan oyun, kısa sürede üne kavuşmuş birçok dile çevrilerek sahneye konulmuştur. Türkçeye ilk kez 1942 yılında Sabri Esat Siyavuşgil tarafından çevrilmiştir.Ve günümüzde de kahramanlık öyküsüyle Don Kişot ve Hamlet gibi şaheserlerin yanında kendisine yer edinmiştir.

Oyunun konusuna geçmeden önce gelin kısaca kahramanımızı tanıyalım!
Cyrano cesaretli, zeki, asil bir şair ve aynı zamanda düello meraklısı bir silahşordur. Fakat öyle bir sorunu vardır ki onun yüzünden duygularını saklayıp içe dönük bir yaşam sürer. Gel gelelim bir kusur olarak gördüğü şey öylesine göz önündedir ki onu saklamak, bahsini açmamak imkânsızdır.
Kaçmak, hatta görmek bile istemediği şeye gelecek olursak onu çok çirkin gösteren yüzünün tam ortasındaki devasa burnudur. Cyrano her ne kadar bu yüzden kendisini aşağılasa da durumunu başkaları karşısında yücelterek onunla gurur duyar.Fakat yine de alaylı bakışlar karşısında öfkelenir. Olmadık şeylere sinirlenir. Arkadaşlarından hiç kimse bu kusuru dile getirmek istemez. Buna cesaret bile edemez. Burnuyla alay eden Vicomte de Valvert ile arasında geçen dillere destan burun tiradından kısa bir alıntıya aşağıda yer verelim.

De Valvert: (kendisini süzen cyrano’ya yaklaşır ve azametli bir tavırla karşısına dikilir) Burnunuz ne kocaman!
Cyrano: (pür ciddiyet) – Evet, pek kocaman!
Hepsi bu mu?
De Valvert: Evet, daha?
Cyrano: Bu kadarı az
delikanlı! Halbuki neler neler bulunmaz
söyleyecek! Önemli olan söyleyişin biçimi. Mesela.
Hoyratça: “Burnum böyle olsaydı, mösyö, mutlaka dibinden kestirirdim!
Dostça: “Bu burun yana yatmaz mı,
senden evvel davranıp kadehine batmaz mı?”
Tarifle: “Burun değil bir kere, coğrafyada
böylesine dağ denir, dağ değil, yarımada!”
Mütecessis: “Acaba neye yarar bu alet?
Makas kutusu mudur, divit midir izah et!”
Zarifâne: “Kuşları sevdiğiniz besbelli!
yorulmasınlar diye yavrucaklar, temelli
bir tünek kurmuşsunuz!”
Pür neş’e: “Birader, şu koskocaman burnunla tütün içince, gören komşu
‘yetişin yangın var!’ demiyor mu?”…

İşte böyle der Cyrano. Zekası sayesinde kendisiyle dalga geçenler karşısında hazır cevaptır. Oyunun konusu şöyledir;  Cyrano, kuzeni Roxane’a olan aşkını burnunun büyük olması yüzünden reddedilme korkusuyla saklar. Cyrano’nun ekibine dahil olan yakışıklı silahşor Christian da Roxane’a âşıktır. Fakat onun ilgisini çekebilecek güzel sözler söylemeyi beceremez. Yine de Roxane onu görünce beğenir. Ağabeyi olarak gördüğü Cyrano’danChristian ile iletişim kurması konusunda yardımcı olmasını ister. Bunun üzerine Cyrano, Christian ile bir plan yapar. Onun aracılığıyla duygularını gizlice Roxane’a iletebilecektir. Mektupları Cyrano yazacak buluşmalarda da bir yere saklanıp suflör görevini görecektir. Mesela Roxane balkondayken Cyranoağaçların altından Chiristian’a söylemesi gerekenleri fısıldar. Olaylar bu şekilde gelişirken cephe emriyle gidişat değişir.


Eserin yazıldığı dönem olan 19. Yüzyılın sonları Fransa’sında sosyal yapıya bakıldığında soylular, askerler ve din görevlileri ile sıradan halk arasındaki çizginin belirgin olduğu görülür. Eserde de Cyrano özellikle kibirli, zengin soylular karşısında sözünü esirgemeyen, dik ve iğneleyici bir duruş sergiler. Rostand özellikle Cyrano üzerinden sınıfsal eşitsizliği çok belirgin bir şekilde eleştirir. De Valvert Cyrano’nun elbisesinin sırmasız dantelsiz olmasıyla dalga geçerek onu eleştirir ve küçümser. Belki de Cyrano’nun soyluları sevmemesinin en büyük nedenlerinden biriside onların kibirli ve küstah oluşlarıdır. Cyrano’nun arkadaşı, zengin bir soylu için yazdığı yergi dolu şiirinden dolayı öldürülmek istenir. Yüz kişi ona pusu kurar. Burada o dönemde ifade özgürlüğünün sınırlı olduğunu, eleştirinin güç ve otorite sahiplerince engellendiğini görüyoruz. Rostand’ın eserinde dikkat çektiği bir diğer noktada savaşa katılan Fransız ordusunun açlıkla olan mücadelesidir. Eserde bahsi geçen Fransa İspanya savaşında Fransız askerlerin bir deri bir kemik kaldığını görüyoruz filmde. Savaşa Cyrano’nun Gaskonya’lılardan oluşan muhafız birliği de katılır. Le Bret
“Kuşatan biziz, aç kalanda. Gülünç halimiz,” der. Cyrano’ya.

Eserde aynı zamanda sevdiği kadının mutluluğu için kendi duygularını görmezden gelip suskun kalan asil kahramanımızın içe dokunan yalnızlığını görüyoruz. Kendi doğrularından ödün vermeyen, menfaati için asla başkaları önünde boyun eğmeyen, özgürlüğüne düşkün ve asla sözünü esirgemeyen yetenekli bir silahşorun istenmeyen her kahraman gibi sonunda nasılda haince pusuya düşürüldüğüne tanık oluyoruz.
Ve bu eserde kılıçla balat yazan ve istenildiğinde aya bile gidilebileceğini içtenlikle söyleyen bir şairin destansı hayat hikayesini öğreniyoruz.

1990’da Fransa’da beyaz perdeye aktarılan filmin yönetmenliğini Jean Paul Rappeneau yapmıştır. Cyrano de Bergerac’ı Asteriks ve Oburiks filmindeki Oburiks karakterinden tanıdığımız Gérard Depardieu canlandırmış ve bu performansıyla 1990 Cannes Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülünü kazanmıştır. Türkçeye de çevrilen bu filmde Cyrano’yu Keloğlan filmlerinin unutulmaz kahramanıRüştü Asyalı seslendirmiştir.

Bir diğer önemli sinema uyarlaması ise 1950 ABD yapımı versiyonudur. Senaryosunu Carl Foreman‘ın uyarlayıp yazdığı filmin yönetmenliğini Michael Gordon yapmıştır.
Filmin başrollerinde JoséFerrer, Mala Powers ve William Prince oynamışlardır. JoséFerrer filmdeki Cyrano de Bergerac rolü için Oscar ödülü almıştır.

Filmlerde ve tiyatro gösterimlerinde en çok dikkat çeken ve bilindik sahneler yukarıda da bahsettiğimiz Burun ile hiciv dolu İstemem Eksik Olsun tiradıdır. Yazımıza kısa bir alıntıyla son verelim. Eğer bu harika eserle hâlâ tanışmadıysanız en kısa sürede kitabını okumanızı ya da filmini izlemenizi öneririz.

“Ne yapmak gerek peki?
Sağlam bir arka mı bulmalıyım?
Onu mu bellemeliyim?
Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi
Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı?
Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı?
İstemem!
İstemem! Eksik olsun!

Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret?
Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım?
Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip,
Taklalar mı atmalıyım?
İstemem! Eksik olsun!

Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli?
Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli?
İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret!
Eksik olsun!

Ciğeri beş para etmezleremi “yetenekli” demeli?
Eleştiriden mi çekinmeli?
“Adım Mercuré dergisinde geçse” diye mi sayıklamalı?
İstemem!
İstemem! Eksik olsun!…”

Gökhan KARAGÖZ

Kaynakça: Vikipedia

EdmondRostand, Cyarano de Bergerec Kitabı

Gökhan KARAGÖZ

Yazar Gökhan KARAGÖZ

Haziran 1993 yılında Ardahan’da dünyaya geldi. 2016 yılında Kocaeli Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünden mezun oldu. Yayımlanmış Kayıp Miğfer adlı gotik öykülerden oluşan bir kitabı var. Söylenti dergide içerik üreticisi olarak yazarlık yapmaktadır. Ayrıca Tetkik ile Mahal adlı e-dergilerde yayımlanmış öykü ve inceleme yazıları bulunmaktadır. Medium adlı platformda ve Okur Kısası adlı bloglarında kitaplar ve filmler üzerine inceleme ve eleştiri yazıları yazmaktadır. Bunlar dışında belgesel ve dizi senaryoları üzerinde çalışıyor.
Yazmaya ilk olarak hevesle on iki yaşında başlamıştır. Kurşun kalemle defterlere Güneş ve Ay, Kayıp Hazine adlı kısa romanlar yazmıştır. Lise yıllarında da şiirler kaleme aldı. Fakat bunların hiç birini herhangi bir yerde yayımlamadı. Yazmak kendisinde bir tutkuya dönüşünce yazdıklarını okurla buluşturma isteği doğdu. Düşsel evreninde ki yolculuk sırasında yeni dünyalar kurmayı, yürüyüş yapmayı, dağ tırmanışını ve yeni yerler görmeyi seviyor. Edebiyat alanında özellikle fantastik ve gotik türlerine ilgi duymaktadır. Dünya edebiyatındaEdgar Allan Poe, H.P. Lovecraft ve Tolkien’den etkilendiğini belirtiyor. Türk edebiyatında iseAhmet Haşim, Ömer Seyfettin, Sabahattin Ali gibi yazarları okumaktan keyif aldığını belirtiyor. Edebiyat sayesinde dünyanın çok daha iyi bir yer haline geleceğine inanıyor.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Papatyanın Sakinliği

Çocuğumuz Aynı Kitabı Neden Defalarca Okutmak İster?