in

NEREYE GİDECEĞİNİZİ, NEREDEN GELDİĞİNİZ BELİRLEMEZ…









NEREYE GİDECEĞİNİZİ, NEREDEN GELDİĞİNİZ BELİRLEMEZ…


Herkese merhaba!

Sizlere hayal ettiğiniz yaşam aslında hemen yakınınız da desem kendinizi nasıl hissederdiniz?

Her şey, mümkün desem. Yıllardır süre gelen çalışmalarım ve danışanlarımla yaşadığım tecrübeler bu iddialı bakış açımı kuvvetlendirdi. Nasıl güzel hissettiriyor değil mi? Bolluk, bereket, aşk ve her şeyden bol bol bu hayatta var ve sadece aslında ona bakmanızı ve yürekten kabul etmenizi bekliyor desem.

Aslında ulaşılması bu kadar basitse ve bolca var olan bir durumsa, peki neden ulaşamıyoruz? Neden birçoklarımıza bazen acı içinde düşe kalka bir hedefe doğru gitmekte zorlanıyoruz? Hayat neden bazılarımıza zorken, bazılarımıza su gibi akıyor? Onlar daha mı zeki? Daha mı şanslı? Yoksa bizler çok mu beceriksiz ve kadersiziz?

Aslında başladığımız nokta hep aynı… Ve hatta hayatın sonuna doğru varacağımız nokta da… Ancak her birimiz bu iki uca bambaşka hikâyelerle varıyoruz. Yolculuğun zorluk derecesini de geçmiş tecrübelerimizin farkındalığı belirliyor.

Sizlere hayatınızda her kapıyı açacak bir anahtar verebilseydim, bunun adı EGO olurdu… İleri de daha detaylı anlatacağım bu yolculuk için, bugün egoyu anlamanızı istiyorum. Çünkü her şey bizim sevgili Egomuz ve aldığı kararlar çerçevesinde gerçekleşiyor hayatımızda.

Peki, EGO nedir?

EGO bizim küçüklük halimizdir. Doğum anından 7/12 yaşına kadar öğrendiği her şeyi kaydetmiş ve hayat hakkında bir fikre sahip olmuş olan bu ufaklık artık ileri dönemler için kurduğu bu denklemi koruma çabasında olacaktır. Belirli bir yaşa kadar hayatta kalma iç güdüsü ile hazırlanmış olunan bu plan, tamamen çocuk aklı ile ve yanlış/doğru-zor/kolaykavramları olmadan tecrübelerle oluşturmuştur. Peki, bununla ne demek istiyorum?

-Çocuklar an da yasayan ve bunu iç güdüsel olarak yapanlardır. Bunu onlara kimse öğretmez. Çocuklar düşer ve tekrar kalkar. Yürüyemediğinde hiçbir çocuk “Ben bunu asla başaramayacağım! “demez sadece tekrar dener. Çocukken aldığımız kararların bir şartnamesi yoktur. Hiçbir çocuğu çilekli dondurma yemek istiyorum. Ama çilekli dondurma satan yer var mıdır bunu alacak param var mıdır dediğini duymazsınız. Her çocuk bir meslek seçer ve bunun için nelere sahip olması gerektiğinin bir listesini yapmaz. Çocukken sadece arzular ve hayaller vardır.

Ancak dile getirdiğimiz bu istek ve hayallerimiz çevre koşulları ve tabi çekirdek ailede bazı tepkilerle sonuçlanır. Yani bazılarımız birçok kurduğu hayallerine çocukken kavuştu bazılarımız hayal kırıklıkları ile bir çocukluk geçirdi. Belirli bir yasa kadar olan dönem de bütün bu kayıtlar oluşturuldu ve sonunda EGO dediğimiz kavram kendini tamamlamış oldu.

Yürürken düşen bir çocuğa annesi yapabilirsin diyerek elinden tuttuysa ya da o minik sınavında başarısız olduğunda destek ve sevgi görüp bunu başarıya cevirdiyse EGO artık ihtiyacı olduğu sevgiyi ve desteği almış hayat hakkındaki listesine gelecek için genel bir kanı koymuş, ‘insanlar beni sever ve destekler. Ben düşsem de kalkarım, başarıya ulaşırım ve hep beni destekleyen insanlarla karşılaşırım’ şeklinde eklemiştir.

Başka bir çocuk aynı durumda bir başkasından yürüme çabasında yalnız bırakılmış ve başarısızlığında destek alamamış ve tekrar tekrar sınavlarına başarısızlık yaşamışsa ‘Sende zaten neyi becerirsin ki!’ cümlesini de duyduğunda hayat hakkında ‘Ben hiçbir iste başarılı olamayacak kadar beceriksizim ve her işimi kendim halletmek zorundayım. Hayat zordur ve öfkeli insanlarla çevreliyim.’ etiketini yapıştırmış olabilir.

Sadece yaşadıklarıyla hayata karşı bir fikir edinmiş ve yaşamak için bu listeye bağlanmaktan başka çaresi kalmamış olan iç benliğimiz yani Egomuz artık ileri kalan ömründe bu liste ile hareket etmemizi sağlayacak içgüdüler ve kararlar almamıza neden olur.

Aslında tertemiz bir kâğıtla başlayan hikâyemiz bu ve benzeri milyon tane örnek ile karalanır durur. Bu yüzdendir ki hayatta döngülere gireriz. Aynı para sıkıntılarını yasar aynı ilişkilerde saplanır kalırız. Hayatımızı kilolu olarak geçirmenin kaderimiz olduğuna inanır ve ‘Su içsem bile yarar.” deriz.

Kimimiz gittiği her yerde güler yüzlü insanlarla karşılaşırken bazılarımız öfkeli ve kaba kişilere denk gelir.

Aslında her şey tam da olması gerektiği gibidir. Çünkü içimizdeki Egomuz bizi canlı ve sağlıklı tutabilmek için hayat hakkındaki kararını gerçekliğimize çevirmek için bize o kararları aldırmak, o kişileri bulmamızı sağlamak zorundaydı.

Peki, hala bu kurallara ihtiyacınız var mı? Hayattan beklendikleriniz ile Egonuzun kuralları paralel mi?

Burada anlamanızı istediğim şey, artık.Egomuzun bizi koruma çabasının olgun yaşlarda karşılaştığınız hayatta geçersiz olabileceğidir.  Yani 6 yaşındaki siz, evde huzursuzluk çıkmasın diye sessiz ve pasif bir kişilik geliştirmek zorunda kaldıysa bu iş yerinizde fikrinizi beyan edememe ya da ilişkilerinizde hayır diyememenize neden olabilir. Ta ki. Siz bu durumlarıfark edene kadar.

Bu hayata gediğimiz yerin bizim biz olmamızda etkisi tabi büyürken, bugünden itibaren kim olacağımızın yüzde yüz kararı tamamen farkındalığınız ve bu uyanışın sonrasındaki bilinçli kararlarınız belirler.  Bu yüzden her şey bir fikre uyanışla baslar.

İleriki yazılarım da devam edeceğim, bu konuya şimdilik ara veriyorum. Ve şunu da eklemek isterim ki Egomuz bizi bizden çok seven ve ikna edilmesi gereken bir ufaklıktan başkası değildir.

Unutmayın her şey ayni duruma farklı bir bakış açısı getirmenizle değişir. Bakışınız değiştiğinde hayatınızın akışı değişir.



Ece D.

Yazar Ece D.

.." Ece D. Türkiye'de doğmuştur, 9 yıldır Avrupa'da yaşayan bir anne ve bankacıdır. Kişisel gelişim yolculuğunun 15 yıl sonrasında uluslararsı sertifikalı olarak profesyonel bir yola doğru evirilince, o gün bu gündür danışanlarının arayıp da bulamadıkları cevapları bulmalarına ya da bulmaktan korktukları yanıtlarla ilişkilerini düzeltmelerine yardımcı olmaktadır.Hedef Koçu, Kundalini Reiki Master, NLP ve EFT Uzmanidir.Ayrıca uyanisim.net internet sitesi ve @uyanisim.comm instagram hesabının sahibidir. "..

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

MAH

Çağımızın Hastalığı: Languishing