in

OBSESİF-KOMPÜLSİF BOZUKLUK

TAKINTI HASTALIĞI YA DA PSİKİYATR ALANINDAKİ İSMİYLE

OBSESİF-KOMPÜLSİF BOZUKLUK

“-İçim rahat etmeyecek şu ütünün fişini çektim mi, gideyim tekrar bakayım kızım.

-Anne bu ikinci bakışın, geç kalacağız daha evden çıkamadık!”

“-Oğlum yeter artık çık şu banyodan, 45 dakikadır ordasın!’

-Baba, ellerimi bir kez daha yıkayayım da öyle çıkayım, ne olur bekle biraz daha…”

“-Yeter hanım yeter, bu bardak da bunların yanında dursun. Yıldım senin bu takıntından!’

-Sen ne diyorsun be adam, o bardak ince bardakların yanında, diğerleri de kendi benzerlerinin yanında olacak. Yoksa içim rahat etmez.”

“Hocam, çok utanıyorum ve çok da üzgünüm. Her namaz kılışımda aklıma Allah’ın varlığıyla alakalı, beni deli edecek düşünceler geliyor. Ne namazdan bir şey anlıyorum ne de bununla nasıl baş edeceğim konusunda bir şey biliyorum. Ne olur bir yol göster bana hocam, yoksa Allah bana bu dünyada mı ceza vermeye başlıyor?”

Bu ve benzeri diyaloglara hiç şahit oluyor musunuz? Ya da bunları yaşıyor musunuz? Gün içinde tekrarlayan biçimde sürekli, rahatsız edici düşünce ve davranışlar yaşıyor musunuz? Sırf içiniz rahat etmediği için tekrar tekrar aynı şeyi yapıp, yakınınızdaki insanlar tarafından eleştiriliyor musunuz? Bu tekrarlayan düşünce ve davranışlar nedeniyle yaşamınızın birçok alanında kalitenizin ve standardınızın düştüğünü görüyor musunuz?

Yukarıdaki örneklerin benzerini yaşıyor ve bu sorulara daha çok evet diyorsanız, klinik değerlendirme sonucu muhtemelen size obsesif-kompülsif bozukluk tanısı konur. Yani günlük konuşma dilinde anılan ismiyle “takıntı hastalığı.” Hadi o zaman neymiş ve nasıl mücadele edilirmiş bu hastalıkla, bir bakalım.

Tekrarlayan ve kalıcılık gösteren, çoğu kişide önemli derecede kaygı veya sıkıntı oluşturan ve rahatsızlığın en az bir döneminde zihinde girici veya istenilmeyen biçimde ortaya çıkan düşünce, istek veya hayaller ve kişinin bu düşünce, istek veya hayalleri bastırmaya, yok saymaya veya bunları başka bir düşünce veya eylemle (davranışla) etkisizleştirmeye çalışmasına ‘obsesif-kompulsif bozukluk’  (OKB) denmektedir. (DSM-5)

Literatürdeki en geçerli tanımı bu şekilde ama biraz karışık gibi sanırım. Şöyle sadeleştirebiliriz: Zihnimize, kontrol edemediğimiz ve sürekli bizi meşgul eden tekrarlayan düşünceler girmesine ‘obsesyon’ ya da ‘obsesif düşünce’ denmekte. Mesela ‘ütü yaptıktan sonra ütünün fişini çektin mi çekmedin mi? Git kontrol et.’ düşüncesi obseyondur. Bu düşüncenin dediğini yapmaya yani o davranışı sergilemeye de kompilsiyon ya da kompülsif davranış denmektedir. Mesela ‘ütünün fişini kontrol et‘ düşüncesini rahatlatmak için defalarca gidip ütünün fişini kontrol etme davranışı kompülsif davranışdır. Bu davranışlar veya zihinsel eylemler, anksiyete veya sıkıntıyı gidermeyi veya korkulan olay ve durumun gerçekleşmesini önlemeyi amaçlar. Ancak bu davranışlar veya zihinsel eylemler, önlemeye veya etkisizleştirmeye çalıştıkları şeyle gerçekçi biçimde bağlantılı değildir veya net bir biçimde aşırıdır.

Klinik olarak günde 1 saatten fazla zaman alan obsesyon ve kompülsiyonlar, OKB olarak değerlendirilir. Obsesyonlar zaman kaybettirici olabilir; kişinin normal rutinine, mesleki işlevlerine, olağan sosyal aktivitelerine, arkadaş ve aile ilişkilerine önemli ölçüde engel teşkil edebilir.

Güncel epidemiyolojik (yaygınlık) çalışma bulgularında OKB, en sık görülen dördüncü ruhsal hastalık olarak bulunmuştur. Sıralamada fobiler, madde kullanım bozukluğu ve depresyondan sonra dördüncü sırada yer almaktadır. Türkiye Ruh Sağlığı Çalışması bir yıllık sıklık %0,5 ile kadınlarda oran biraz daha fazladır. Erkeklerde başlama yaşı ortalama 13-15; kadınlarda 20-24’ tür. Yaklaşık %30 kişide 7 yaş ve altında belirtiler başlar.

Peki, neden olur OKB?

Psikiyatrik hastalıkların temelinde genellikle 3 faktör yatar.

  1. Genetik Aktarım: Anne babadan genetik aktarım ya da sosyal öğrenme ile ebeveyni taklit etme.
  2. Kişilik Özellikleri: Kişilik yapısı olarak titiz, kuralcı, ayrıntıcı, mükemmeliyetçi özelliklere sahip olan kişiler OKB’ye yatkın kişiler olarak değerlendirilmektedir.
  3. Yaşam içindeki olaylar: Travmalar, ayrılıklar, ölümler, istismarlar vb.

Bu üç faktöre ek olarak da;

  • Beyin işlevlerinde bozulma ve serotonin: Beyin üzerinde yapılan araştırmalarda beynin bazı bölgelerinde ve özellikle de beyin içindeki sinirsel iletimde önemli rolü olan serotonin maddesinin işlevlerinde bozukluk saptanması bunların OKB’nin nedeni olarak araştırılmasını sağlamıştır.

Şöyle özetleyebiliriz: Anne babada bir OKB durumu olabilir, bu genetik olarak kişiye de geçmiştir ya da genetik aktarım olmasa bile takıntılı anne babasının davranışlarının doğru olduğunu düşünen çocukta takıntılı davranışları sosyal öğrenmeyle sergileyebilir. Özellikle her şeyin tam ve mükemmel olmasına özen gösteren kişiliğe sahip olanlar, tam ve eksiksiz olma düşüncesiyle, tekrar tekrar her işte mükemmel olma çabasına girebilirler. Yaşam içinde can sıkıcı bir olay yaşayan kişi psikolojik olarak bu can sıkıcı olayla baş edemeyince bir savunma mekanizması gibi dikkatini tekrarlayan düşüncelere veya davranışlara yönlendirebilir. Böylece o can sıkıcı olayla uğraşmak yerine başka şeylerle uğraşma eğilimi gösterir. Son olarak da bunların dışında veya içinde beyin işlevindeki bozukluklar OKB’ye sebep olabilir.

OKB birçok farklı tür ile kendini gösterir. Bunları başlık olarak şöyle sıralayabiliriz.

  1. Bulaşma Obsesyonu ve Temizlik Kompulsiyonu (Temizlik Takıntısı)
  2. Kuşku Obsesyonu ve Kontrol Kompulsiyonu (Ütünün fişini, ocağı, kapıyı kontrol etme)
  3. Cinsel İçerikli Obsesyonlar
  4. Dini İçerikli Obsesyonlar
  5. Simetri/Düzen  Obsesyon ve Kompulsiyonları (Eğik duran çerçeveyi vb düzeltme)
  6. Dokunma Kompulsiyonları (Bir eliyle dokunduysa diğer eliyle de dokunma)
  7. Sayma Kompulsiyonları
  8. Biriktirme ve Saklama Kompulsiyonları
  9. Batıl itikatlar, uğurlu-uğursuz sayılar ve renkler

HER TAKINTILI DÜŞÜNCE YA DA DAVRANIŞ OKB MİDİR?

Aklınızdan “temiz, tertipli ve düzenli olmanın; güvenlik amacı ile kapıları, pencereleri kontrol etmenin ne zararı var, bunlar hastalık mı sayılmalı?” şeklinde düşünceler geçebilir. Elbette bu davranışları günlük yaşamımızda yapıyoruz ve hastalık olarak sayılmamalıdır. Ancak tıbbi açıdan bu şekildeki düşünce ve davranışların hastalık sayılabilmesi için bu davranışlar, günlük işlevlerimizi etkileyecek, kısıtlayacak, bozacak kadar şiddetli ve yoğun olmalıdır.

Buraya kadar bu hastalık hakkında yeterli bir bilgiye sahip olduk. Peki bununla baş etmek için ne yapılabilir? Tabi ki öncelikle bir psikiyatr uzmanı tavsiyesiyle ilaç kullanılmalı ve mutlaka bir terapist eşliğinde psikoterapi sürecine girilmelidir. Şu an için bilinen en etkili psikoterapi türü de Bilişsel Davranışçı Terapidir. Ancak bunların dışında da kendi kendinize yardım edebilirsiniz. Bu yardım sürecini basamak halinde şöyle sıralayabiliriz.

  1. TETİKLEYİCİLERİ BULMA: Obsesyonlarınızı tetikleyen belli yerler, kişiler veya etkinlikler var mı? Ne tür durum, ortam veya etkinliklerden kaçınıyorsunuz? Ne tür durum veya ortamlarda istemediğiniz düşünceler aklınıza geliyor? Çünkü takıntılı düşünceyi zihninize genellikle bir tetikleyici getirir. Bazıları da herhangi bir tetikleyiciye gerek kalmadan otomatik gelir.
  2. YORUMLARI TESPİT ETME: Obsesyonla ilgili olumsuz bir düşünceniz oldu mu? O düşünce gerçekleşirse ne zararı var? (Kirli olmanın ne zararı var?) Aklınıza böyle bir düşünce gelmesinin sizin için anlamı nedir? Bunlar sizin yaptıklarınızla, davranışlarınızla, olaylarla ilgili size ne söylüyor? Obsesyonlara sahip olmanın sonucunda kötü bir şey olur mu? Olursa ne olur? Obsesyonların olması kötü bir şeyin olmuş olduğu anlamına gelebilir mi? Bu nedir? Bu obsesyonların olması normal mi? Obsesyonlardan kurtulamazsanız ne olur? Olabilecek en kötü şey ne olur?
  3. YORUMLARLA ÇALIŞMA: İlk müdahale yorum kısmına olmalıdır. Yorum azaldıkça düzelme başlar. Sizinle alakası olmayan bir düşünceyi normal gördüğünüzde üstünde durmazsınız. Ancak onu bastırmaya çalıştıkça ya da kaçtıkça daha fazla düşünürsünüz.
  4. OBSESYONLARI KABULLENMEK: Obsesyonel düşünceyi çözümleyip baskıladıkça obsesyonda artış gözlenir. Bunun yerine obsesyonel düşüncenin zihninize gelmesini kabullenin ve bunun gelmesinin sizin elinizde olmadığını ancak ona inanmayıp onun dediğini yapmamanın sizin elinizde olduğuna inanın. Sonra da obsesyona farklı biçimde tepki verip onunla uğraşmayı erteleyin.

Önemli olan sorunu oluşturan obsesyonun kendisi değil, ona verdiğiniz anlam ve önemdir. Yani obsesyonu ele alma şeklinizdir. Obsesyonlar istemsiz düşüncelerdir, normaldir ve herkeste olur. Bunların aklınıza gelmesi sizin elinizde değil ama onlara önem vermek veya vermemek sizin elinizdedir.

Her şeyi düşünebilirsin, peki hepsini uygulamaya koyuyor musun?

Unutma! Kaçındıkça ve bastırdıkça obsesyon artar. Tekrarlayan düşünceler, kişinin belleğine olan güvenini azaltır. Bu da kişiyi obsesyona esir düşürür.

Tüm bunlardan sonra, takıntılı düşüncenin tam aksini yaparak kompülsiyon davranışlarınızı değiştirin. Bu biraz zaman alır ve yorucudur. Pes etmez ve sağlıklı davranış yapmaya devam ederseniz,  OKB bulgularında düşüşü gözlemlersiniz.

Son olarak, hayat bu kadar zor ve sıkıcı olmamalı. Beden sağlığınız kadar ruh sağılığınıza da dikkat edin. Tüm bunlar size bir fikir vermesi için yazıldı. Ancak OKB’nin en doğru tedavisi için mutlaka bir ruh sağlığı uzmanı ile görüşün. Çünkü yaşam çok kısa ve bu sınırlı yaşamımızı takıntılarla harcamayalım.

Bir başka yazıda buluşmak dileğiyle sağlıklı günler dilerim.

Hakan BABA

Yazar Hakan BABA

Hakan BABA, 1979 yılında Besni’de doğdu. Lisans eğitimini 1998-2002 yılları arasında İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünde, yüksek lisansını ise Gaziantep Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünde tamamladı. Meslek hayatına 2002 yılında Mersin’de Okul Psikolojik Danışmanı olarak başladı. Türkiye’nin 5 farklı bölgesinde sırasıyla Mersin, Kocaeli-Gölcük, Van, Afyonkarahisar ve Gaziantep’te Psikolojik Danışman olarak görev yaptı. Farklı bölge ve şehirlerde görev yapmak, mesleki tecrübesini ve bilgi birikimini zenginleştirdi. Yurdumuzun sosyokültürel ve psikolojik yapısını yakından ve daha iyi tanımasına vesile oldu. Ayrıca Gaziantep Üniversitesinde Kısmi Zamanlı Öğretim Görevlisi, Deniz Kuvvetleri Komutanlığında (Kocaeli-Gölcük) Asteğmen rütbesiyle askeri cezaevi ve birliklerde Psikolojik Danışman olarak hizmette bulundu. Mesleki tecrübesini arttırmak için birçok eğitimden geçti. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) eğitimini alarak Psikoterapist, Aile Danışmanlığı eğitimini tamamlayarak Aile Danışmanı ünvanını aldı. Sahne konuşmacısı ve sunum yapma ile ilgili eğitimler de alarak uzun yıllardır Kamu Kurum ve Kuruluşlarına, Belediyelere, STK’lara, Özel Sektöre vb alanlara eğitim, sunum, söyleşi ve konferanslar vermektedir. Yerel, ulusal ve uluslararası eğitimler ve sunumlar yaparak birçok kesime ulaşmaya devam etmektedir. Halen köşe yazısı, şiir ve yazımı devam eden psikoloji içerikli tarihi bir romanı yazmaktadır. Evli ve iki çocuk babası olan Hakan BABA, şu an Gaziantep’te Uzman Psikolojik Danışman ve Psikoterapist olarak mesleğini sürdürmektedir.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

BEKTAŞİ KİMDİR?

ÇOCUKLARDA ÖFKE