in , ,

TEK KANATLI BİR KUŞ









KÜNYE

Eser Adı: TEK KANATLI BİR KUŞ

Yazar: Yaşar KEMAL

Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

Kitap Editörü:  Güven Turan-Taner Erdoğan

Sayfa Sayısı  : 72

Tür/Hedef Kitle: Kurgu Roman/Genel Okuyucu

Hikaye, Posta Müdürü Remzi Bey’in, yeni atandığı Yokuşluya, karısı Melek Hanım ile birlikte zorlu bir tren yolculuğu sonrasında ulaşmaları ile başlar. Onları istasyon şefi Sadrettin Bey karşılar, Yokuşluya gidemeyeceklerini, çünkü kasabanın bir ay önce yok olduğunu söyler.

Bundan sonrasını okuyacak olanlar için küçük bir uyarı!

Yazı; ‘Eser okunmadan, dinlenmeden veya izlenmeden önce öğrenilmesi durumunda alıcının eser ile ilgili düşüncelerini veya alacağı hazzı etkileyebilecek açıklama veya ipuçları’ içermektedir.

Gerekli uyarı yapıldığına göre, artık başlayabiliriz:

Hikaye boyunca herkesin ağzında ‘kasaba yok oldu!’ lafı  dolanıp durur. Ancak, nasıl yok olduğu hakkında kimsenin bir fikri yoktur. Öykünün sonuna kadar da bu durum gizemini korur.

İstasyon şefi Sadrettin Bey, öve öve bitiremediği kaçak çayını, yeni Posta Müdürü Remzi Bey ve karısına ikram ederken,

“..Dağ kaymış üstüne kasabanın.. Tamam.. Bu gece burada kalın benim konuğum olun..Yarın sabah treniyle Ankara’ya.. Suç senin değil ki Remzi Bey kasaba yıkılmışsa..

deyip, bir de yol gösterir. Ona göre, Remzi Bey Yokuşlu’ya  hiç gitmeden doğru Ankara’ya dönmelidir.

Remzi Beyse, resmi bir görevle atandığı kasabayı mutlaka kendi gözleriyle görmek istemektedir. Ancak hiç kimse onları kasabaya bırakmayı kabul etmez. Sadece kasabanın epey uzağından geçmek kaydıyla anlaştıkları bir minibüs şoförü götürmeyi kabul eder.

Şoförün de herkes gibi kasabanın akıbeti hakkında kendince tahminleri vardır. Söz verdiği yerde yolcuları bırakır. Remzi Bey ve karısı Melek Hanım girişteki ceviz ağaçlarının altına, yanlarında getirdikleri eşyaları ile birlikte yerleşirler ve kendileri gibi kasabaya girmek isteyenlerle de burada tanışırlar.

Önce, siyah arabalı, siyah giysili bir yüksek bürokrat, kasabaya girilemediğini duyunca hiçbir çaba göstermeden fiyakalı otomobili ile geldiği gibi Ankara’ya geri döner.

Sonra, sırasıyla, kasaba postanesinden ‘derdini anlatacak’ bir telgraf çekmek isteyen Yanıkoğlu Hüseyin, annesi kasabada yaşayan ve yıllar sonra ‘Alamanyadan’ izne gelen gurbetçi Zeliha, kocası Hüsam, isimlerini bilmediğimiz sessiz başka bir işçi karı koca ve en son da kasabada yaşayan  Kasap Kör Rahmi’ye beş yıl önce, yüz yetmiş beş koyun satıp da parasını alamayan Molla Apdullah  ceviz ağaçlarının altında toplanırlar.

Kasabaya girmeye bir tek Zeliha cesaret eder. Çocukluğu kasabada geçen, ailesi kasabada yaşayan Zeliha, kasabanın normal halini defalarca görmüş Zeliha, girdiği gibi de korkuyla geri çıkar. Ve içeride gördüklerini şöyle anlatır:

“Her yürüdükçe, her boşluğa daldıkça kabusu artıyor, boğazını bir karanlık el sık ha sık ediyordu. Gölgeler uçuşuyordu alacakaranlıkta. Gölgeler gittikçe büyüyüp hışımlanarak. Bir tek ağaç gördü, küçücük bir havuzun başında. Yarasa doldu alacakaranlık fırt fırt diye kulağının dibinden uğultularla geçmeye başladılar. Bir şeyler çatırdadı, yer sarsılır gibi oldu. Ayaklarının altından toprak kayıyordu. Kendini tutmasa kayan toprak onu alıp alıp yere vuracaktı”(Sayfa 52)

Ceviz ağacının altında bekleyenlerin Zeliha’nın söylediklerinden anladıkları tek şey, kasabayı kuşların istila ettiği ve kasabada kuştan bir duvar olduğudur. Orada artık insan yerine kuşlar vardır, hatta kuşlar insanları yemiştir.

Zeliha yaşadığı karabasanın etkisiyle öylesine korkmuştur ki bir daha Türkiye’ye dönmeyeceğini söyleyerek yürüyüp gider. Kocası da ardından. Sevdiği her şeyi, çocukluğunu, ana babasını ve köyünü arkada bırakmanın acısıyla gidişi, en çok Melek Hanımı etkiler. Yine de Melek Hanım, onca hengame arasında ceviz ağacının altındakilere tam tekmil yemek hazırlamayı, örgü örmeyi, kocasına rakı ve kahve ikram etmeyi ihmal etmez.

Tıpkı yaşamın ta kendisi gibi; burada da, onca olağan dışılığın arasında, gündelik hayatın  akışının da alabildiğince sürdüğüne şahit oluruz.

İşin sonunda; kasabaya girmeyi deneyen tek kişi Zeliha’dır. O da çocukluğunun geçtiği bu yeri önceden bilmenin verdiği cesaret ya da anasına duyduğu özlemle hareket etmektedir. Onun dışındakiler kasabaya daha önce hiç gelmemiştir. Yaratılan belirsizlik ve kulaktan dolma bilgiler onları öyle  korkutur ki kimse neler olup bittiğini anlamak için dahi kasabaya girmeyi göze alamaz.

Altında oturdukları ceviz ağaçlarının budak verirken, etrafındaki her şeyi budağa nakşetmesi, Melek Hanım’ın çeyizinden kalan ceviz sandığını kasabanın girişine koyup beklemeleri, kitaptaki tüm karakterler gibi onların da olan bitene tanıklığının ve sadece durup izlemelerinin işaretleridir.

Belirsizlik, korku ve tekinsiz durumlar, öykünün başından sonuna dek hakimdir. Öykü boyunca ‘tek kanatlı kuş’ görmediğimiz halde, eserin adının ‘Tek Kanatlı Bir Kuş’ olması da, bu tekinsizliği besleme gayretindendir.

Diğer yandan, “tek kanatlı kuş” metaforu;  bir taraftan çözümü hep dışarıda arayan, hareketsizce bekleyerek, korku ve dedikoduya teslim olan atalet içindeki zayıf bir toplumu hatırlatmasının yanı sıra; memuru, gurbetçisi, esnafı, köylüsü ve işçisiyle yoksunluklar içindeki bir ülkenin, her şeye rağmen büyüme ve gelişme özlemine de işaret etmektedir.

Yine, kasabada ne olup bittiğini kimsenin tam olarak anlamamasına karşın Sadettin Beyin çözüm olarak Remzi Beyi doğrudan Ankara’ya yönlendirmesi, kasabaya giremeyen bürokratın hemen Ankara’ya dönmeye karar vermesi ve gurbetçi Zeliha’nın kuş istilası anlatımından sonra Remzi Beyin, olsa olsa bu istilanın bir tümen askerin kasabaya girip istilacı kuşları öldürerek çözülebileceğine olan inancı, vatandaşın Devletten beklentilerinin ne kadar büyük olduğunun kanıtıdır.

Yokuşludaki tuhaflıklar başladığından beri, bir ay geçmiş olmasına karşın, kasabaya bir Posta Müdürü atanması, bize hem Aziz Nesin romanlarını hatırlatır, hem de dönem itibariyle merkezle taşra arasındaki kopukluğu gözler önüne serer. 

*** Eserin dili akıcı ve sadedir. Klasik ‘Yaşar Kemal tarzı’ doyumsuz betimlemeleri ilebaştan sona okuyucuyu yakalar.

Birbirinin içine ustalıkla geçen gerçek ile hayal; korku ve belirsizlikle beslenerek,  fantastik bir öykü ortaya çıkarmıştır.  

*** Şimdilerde pek  kullanılmayan bazı kelimeleri duymak çok keyiflidir.

“-Taşın üstüne sekilendi.

-Bacaklarını iyicene germiş uçarcana koşuyordu.

-İki parmağıyla tuttuğu tüten çayı seyreyledi.

-İlle de, amma velakin görmeden olmaz.

-Sandığın sağı solu uçan kartallarla bezeliydi

*** Yaşar Kemal’in baş yapıtı ‘İNCE MEMED” karakterlerinden sıkça duyduğumuz  “keşki” “kanat şapırtısı” “çünküleyin gibi yerel kullanımlar bizi tekrar Çukurova’ya götürür.

Buraya kadar okumaya devam ettiyseniz, yukarıda anlatılanlar kitabın oldukça minik bir bölümüdür. “Tek Kanatlı Bir Kuş” adlı, hikaye görünümündeki romanı okursanız, güzel cümlelerle bezeli bu lezzetli meyvenin bütününün tadına bakmış olursunuz.

Keyifli okumalar dilerim.

YAŞAR KEMAL KİMDİR?

(6 Ekim 1923, Hemite, Osmaniye28 Şubat 2015, İstanbul)

Birkaç cümleyle anlatılamayacak kadar büyük bir dehadır. Yazar, senarist ve aktivisttir. Pek çok ulusal, yerel dergi ve gazetede fıkra ve röportaj yazarı olarak çalışmıştır. İnce Memed, Ağrı Dağı Efsanesi, Kuşlar da Gitti, Karıncanın Su içtiği, Teneke, Üç Anadolu Efsanesi, Yer Demir Gök Bakır eserlerinden bazılarıdır.

Nobel Edebiyat Ödülü‘ne Türkiye‘den aday gösterilen ilk yazardır.Yerli ve yabancı saygın pek çok edebiyat ödülünün sahibidir. Eserleri kırk dile çevrilmiştir.

Hayata karşı duruşunu, edebiyatı ve sanatı algılama şeklini şu satırlarla ifade etmiştir:

Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi… Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım. […] Ben etle kemik nasıl birbirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum.”

Semra AKSOY

Yazar Semra AKSOY

Semra AKSOY, 1974 yılında Dinar’da doğdu. Doğduğu toprakların büyüsünden mi bilinmez, edebiyata ve tarihe ilgi duydu. Okuma yazma öğrendiğinden beri de, hep okuyup yazdı. Yolu Hukuk Fakültesine düşünce, bu defa adaletin ve yasaların gözünden bakmaya başladı hayata. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra büyük bir kurumsal şirkette ve daha sonra da kendi ofisinde sürdürdüğü 20 yıllık meslek hayatı boyunca da işi gücü okuyup yazmaktı. Mesleği ona kendini yazılı ve sözlü ifade etme yeteneği ve gücü verdi. Ayrıca kişiliğine paha biçilmez bir özgüven de kattı.
Öteden beri, kitaplara ve sosyal konulara olan ilgisi nedeniyle; Edebiyat, Tarih, Arkeoloji, Antropoloji, Dinler Tarihi, Siyaset, Felsefe, Sosyoloji ve Psikoloji gibi sosyal bilim alanlarında okuduklarına, Uzay-Zaman, Fizik, Ekolojik Sistemler ve Doğa Bilimlerini de ekledi. Giderek artan Bilimkurgu/Fantastik, Ütopya/Distopya, Ezoterik, Spritüel ve Metafizik konulara olan merakı da bunlara ilave olunca, dolan küpü en nihayetinde taştı ve İkinci Adam Yayınevi tarafından yayınlanan kitabı “TEK ZAMAN”2022 yılının ilk günlerinde fantastik severlerle buluştu.

Bir cevap yazın

Avatar

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

BİZE NE OLDU

Dergimiz Yazarı Selin BASMACI İle Keyifli Bir Röportaj Yaptık